Yeni Forum
๑۩۞۩ Yeni.Forum.St'e hoşgeldiniz! ۩۞۩๑



Forumumuzdan Tam Olarak Yararlanabilmek İçin Lütfen Üye Olun.
Sadece 10 Saniyenizi Ayırarak Forumumuza Üye Olabilirsiniz...

Eğer mevcut bir üyeliğiniz varsa lütfen alttaki "Üye Girişi" bağlantısına tıklayın.
Üye değilseniz Yeni.Forum.St'i kullamaya hemen başlamak için lütfen
aşağıdaki Kayıt Ol Butonuna Tıklayın üyelik formunu doldurun ve "Gönder"
tuşuna basın.

Yeni Forum

Yeni Forum

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  Kayıt OlKayıt Ol  Ziyeretçi Defteri  Dost Siteler  Giriş yap  İletişim  

Paylaş | 
 

 ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:40 pm

Öncelikle
Birinci Dünya Savaşı Öncesi, Birinci Dünya Savaşının Başlaması Ve
Osmanlı Devletinin Savaşa Nasıl Dahil Olduğuna Bakalım...





Yirminci
yüzyılın başlarında Avrupa sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet,
sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu.
Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekişmeler gerginliğe
dönüşüyordu. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
Veliahdı Arşidük Ferdinand'ın bir Sırp milliyetçisi tarafından
öldürülmesi bu gerginliğe son noktayı koydu...
Avusturya’nın
28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya
Savaşı başlamış oluyordu. Bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve
İtalya’dan oluşan üçlü İttifak Devletleri, bir yanda da İngiltere,
Fransa ve Rusya’dan oluşan Üçlü İtilaf Devletleri sonunda Avrupa’yı
ikiye bölmüşlerdi.

Savaş ilanlarının ardından İtalya tarafsızlığını ilan ettiyse de bir yıl sonra İtilaf Devletleri’ne katıldı.
Osmanlı İmparatorluğu tarihin gördüğü en
geniş sınırlara sahip olmuş, her çeşit milleti ve inanışı içinde
barındırmış ve yaklaşık 600 yıl süren saltanatını 20. Yüzyılın başında
kaybediyordu. Dışta ve içte yaşadığı mücadeleler Osmanlı Devleti’ni
çökertiyor, topraklarını ve gücünü dağıtıyordu. Son olarak Trablusgarp
ve Balkan Savaşları ile arka arkaya yenilgiler alan Osmanlı Devleti,
Doğu Trakya dışında Avrupa’daki bütün topraklarını kaybetmiş,
saygınlığını ve gücünü yitirmişti. Artık Osmanlı Devleti’nin ölümü
bekleniyor ve diğer ülkeler tarafından paylaşım planları
hazırlanıyordu.

Rusya boğazları ele geçirip sıcak denizlere
inmeyi hedeflerken, İngiltere Süveyş Kanalı ve Hint yolunun güvenliği
için Filistin’i ele geçirmeyi tasarlıyor, Fransa; Lübnan, Suriye ve
Kilikya’nın kontrolünü düşlüyor; Almanlar doğuya yayılma politikası
güdüyor, İtalyanlar ise Antalya’ya sahip olmayı istiyorlardı.

Birinci Dünya Savaşı’nın patlamasının
ardından Osmanlı Devleti önce İtilaf Devletleri ile birlikte olmaya
niyetlendiyse de, Rusya’nın bu duruma soğuk bakması Osmanlı’yı
Almanya’ya doğru yönlendirdi ve 2 Ağustos 1914’te yapılan gizli bir
antlaşma ile Alman-Türk ittifakı kesinleşti.

Bu tarihten sonra, güvenliği açısından
seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10
Ağustos 1914’te İngiliz donanmasından kaçan GOEBEN ve BRESLAU adlı
Alman savaş gemilerinin boğazlardan geçmesine izin verir ve boğazları
tüm yabancı gemilere kapatır.

GOEBEN ve BRESLAU’ın boğazlardan geçmesi
itilaf devletlerinin tepkisine yol açar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti,
bu iki gemiyi, daha önce İngilizlere sipariş ettikleri ve hatta
parasını ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın
aldıklarını açıklar. Böylece, Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaş
gemisi Osmanlı Donanması’na katılmış olur...







GOEBEN SAVAŞ GEMİSİ (YAVUZ)










BRESLAU SAVAŞ GEMİSİ (MİDİLLİ)






27 Eylül 1914’te Amiral
Souchon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’de
Ruslar’a ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını bombalayınca 1 Kasım
1914’te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaş başlatmış ve
Osmanlı Devleti de sıcak savaşın içine çekilmiş olur.

Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan boğazlar,
konumları nedeniyle özellikle Avrupa için çok büyük bir önem
taşıyorlardı. Tarih boyunca uğurlarında nice savaşlar verilen boğazlar
stratejik, ekonomik ve kültürel açıdan paha biçilmez değerdeydiler.
Bugün bile bakıldığında değerlerini korumaya devam ettikleri açıktır.

İtilaf Devletleri’nin Boğazları açma
nedenlerinin başında, elbette ki boğazların sahip olduğu bu stratejik
önem yatıyordu. Rusya’ya yardım edebilmek hedefiyle yapılanan bu
düşünce ; aynı zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamayacağı ve fazla
direnemeyeceği düşünülen Osmanlı’yı tek başına ve planlanmış bir barışa
mahkum etmeyi planlıyordu. Ayrıca boğazları kazanmak demek, İstanbul’u
ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde manevi bir yıkıma sebep
olmak demekti. Tarafsız kalan pek çok ülke bu başarıya kayıtsız
kalamayacak ve İtilaf Devletleri’ne katıldıklarını açıklayacaklardı.

Boğazlardan geçilebilirse, kazanılacak olan
başarı tüm Müslüman sömürgeleri sindirecek, güneyde sömürge
devletlerini rahatsız eden hiçbir şey yaşanmayacaktı.

Bu düşünceyle İngiltere 28 Ocak 1915’te Osmanlı’ya savaş kararı aldı ve bu karara Fransa da katıldı...













{18 Mart Genel Harekatı Gösteren Kroki}




DENİZ HAREKATI

Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur.” düşüncesiyle hareket eden
İngilizler, boğazları ele geçirmek için donanmanın yeterli olacağına
inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill’in planları Akdeniz filosu
komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher’ın
şüpheli gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi.
Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah,
teknoloji ve başarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez
donanması, Fransa’nın da desteği ile dünyanın en büyük armadasını
oluşturuyordu. Bu donanmaya karşı gelebilecek hiçbir güç düşünülemezdi.
Hele ki yıpranmış, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan
Osmanlı, bu armada ile asla baş edemezdi.

İtilaf Devletleri’nin deniz harekatı 19 Şubat 1915’te başladı. 13 Mart
1915’e kadar düşman gemileri tabyaları top ateşine tuttu, mayın tarama
gemileri olabildiğince yol açtı. Boğazları zorlayarak geçebileceklerine
inanan düşman kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karşılık almaları
bu işin o kadar da kolay olmadığını gösteriyordu. Bir ay boyunca
yapılan binlerce mermi atışının ardından çok da büyük bir gelişme elde
edilememişti...

18 Mart’a kadar geçen bu dönemde boğazın girişinde bulunan Rumeli
yakasındaki Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları ile, Anadolu yakasındaki
Kumkale ve Orhaniye tabyaları tahrip edilmişti. Boğaza giriş kapıları
aralanmış ama hala ilerde olacaklar belirsizdi.

Ve 18 Mart 1915 sabahı geldiğinde kimse günün sonunda neyle karşılaşacağını bilmiyordu.

17 Mart 1915’te Amiral Carden’in yerine Amiral De Robeck’in atanmasıyla 18 Mart da gerçekleşecek plan uygulamaya konuluyordu...

Plana göre; 18 Mart sabahı 3 deniz tümeninden oluşan düşman filosu
boğazda belirdi. Filonun en güçlü gemilerinden oluşan 1. Tümen bizzat
Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu...


Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson muharebe gemileri ve Inflexible
muharebe kruvazöründe oluşan 1. Tümen, saat 10:30’da boğazdan içeri
girdi. Filonun önündeki muhripler savaş alanını tanıyorlardı. Planlanan
noktaya ulaşıldığında Queen Elizabeth’in hedefi Rumeli Mecidiye
Tabyası, Lord Nelson’un hedefi Namazgah Tabyası, İnflexible hedefi ise
Rumeli Hamidiye Tabyası idi. “A Savaş Hattı” olarak adlandırılan bu
plan 11.30’da uygulanmaya başlandı ve 11.30’da merkez tabyalarına ateş
başladı...







{İngiliz Queen Elizabet Zırhlısı}




Bu arada düşman gemileri Kumkale’den gelen
tedirgin edici ateş hattına da girmişlerdi. Obüslerden üstlerine ateş
yağıyordu. Yine de mesafe uzak olduğundan Türk bataryaları savaş
gemilerine karşılık veremiyordu. Saat 12.00 sularında Çimenlik, Rumeli
Hamidiye ve Anadolu Hamidiye ateş almıştı. B Hattı diye adlandırılan
Amiral Guepratte komutasındaki 3. Tümen Suffren, Bouvet, Goulois,
Charlemagne adlı dört Fransız gemisiyle Triumph ve Prince George adlı
iki İngiliz muharebe gemisinden oluşuyordu. Plana göre bu tümen 1.
Tümenin arkasından hareket geçti ve B hattı önündeki yerini aldı. Yavaş
yavaş yaklaşan gemiler bu cesurane ilerleyişlerinde Türk
bataryalarından düşen mermi ateşi altında B hattına vardılar. Şiddetli
yapılan karşılıklı çatışmalarda aradaki bataryalar sustuysa da merkez
bataryalar ateşe devam ediyorlardı. 900 yarda kadar içeri
sokulduklarından şiddetli ateş bu gemilerin üzerine yağıyordu. 3.
Tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve Prince George A hattının
kıç omuzluklarında yerlerini almış Rumeli Mesudiye ve Yıldız
Tabyalarını hedeflemişlerdi...







{Türk Mevzilerini Bombalayan HMS Inflexible}




Rumeli merkez bataryaları çok yoğun bir ateş
altındaydı. Mermilerin çoğu tabyalar içine düşmüş, telefon hatlarını
bozmuş, yangınlar çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye tabyası topçuların şehit
olması ile devre dışı kalmıştı...







{Fransız Savaş Gemisi Bouvet}




Planın ikinci aşamasında Türk bataryaları üzerinde
yeteri kadar üstünlük sağlanabilirse Albay Hayes Sadler komutasındaki
2. Tümen devreye girecekti. Ocean, İrresistible, Albion, Vengeance,
Swiftsun ve Majestic’ten oluşan 2. Tümen, 3. Tümenin yerini alacak ve B
Hattından son olarak yakın muharebe yapılarak Tabyalar içinde olmayıp
mayın hatlarını savunan toplar tahrip edilerek bombardımandan hemen
sonra mayın tarama işlemlerine başlanacaktı. Fakat 3. Tümenin yerini
alacak 2. Tümen gelmeden önce beklenmedik bir şey oldu. Saat 14:00’e
doğru Suffren büyük bir hızla boğazı terk etmekte ve Bouvet’de onu
izlemekteydi. A hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi Bouvet’de bir
iki patlama oldu ve Anadolu Hamidiye tabyasınca ateş altındayken 3
dakikada suların altına gömüldü. Derin bir şaşkınlık yaşanıyordu. Queen
Elzabeth ve Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateşi kestiler. Muhripler
ve istimbotlar personeli kurtarmaya gittiklerinde 20 kişi
kurtarılabilmiş, 603 kişi sulara gömülmüştü. Bu arada 12.30 sularında
Goulois isabet almış ve ağır yaralarla boğazı terk ediyordu. 15.30
sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoğun çabayla
Bozcaada’ya ulaştı. 2. Tümen İngiliz gemileri, 3. Tümenin yerini
aldığında bu manzara ile karşılaşmıştı. Saat 14.30’da ateşe başlayarak
10 yardaya kadar yaklaştılar. Namazgah tabyasını bombardıman ediyordu.
Saat 15.00’te Rumeli Hamidiye daha sonra da Namazgah aldığı isabetle
savaş dışına kalmıştı...







{Swiftsure Savaş Gemisi Seddülbahir'de}




Anadolu Hamidiye tabyası hasar görmemişti ve
İrrisistible’a ateş ediyordu. Saat 15.14’de İrrisistible’ın yanında
korkunç bir patlama duyuldu. Saat 16.15’te tabyalarda uzaklaşmak
isterken bir mayına çarptı. Bu bölgede bir gece önce Nusret’in döktüğü
mayınlar hiç hesapta yokken can alıyordu. Bölgenin mayınlı olduğunu
anlayan Amiral de Robeck 2. Tümenin geri çekilmesi için emir verdi.
18.05’te geri çekilirken Ocean da mayına çarpmıştı. Güçlü top ateşine
rağmen Ocean’ın personeli muhripler tarafından boşaltıldı...







{18 Mart Deniz Hârekatında batırılan HMS Ocean}











{Savaşta batırılan İngiliz zırhlısı Irresistable}




18 Mart’ta yaşananlar şaşkınlık yaratmıştı. Lord
Fisher gibi ordusuz bir donanmanın başarıya ulaşamayacağını söylayenler
haklı çıkıyor, de Robeck ve Churchill gibi hala donanma ile boğazları
zorlayıp İstanbul’a çıkılabileceği düşüncesi yeni hareket planları
doğuruyordu...



_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:41 pm


Sonuç olarak;

Çanakkale Muharebeleri’nde, kahraman kara ve deniz kuvvetlerimiz gibi
havacılarımız da, üstün silah ve teknik olanaklara sahip düşmanları
karşısında, kendilerine düşen görevleri cesaret ve üstün görev bilinici
içinde başarıyla icra etmişler ve resmi İngiliz harp tarihi
kitaplarında:

“Harikulade müdafaasında yılmadan mücadele eden ve sonunda başaran düşmanımıza hayran kaldık” dedirtmişlerdir.

Çanakkale Muharebeleri’nin ileri görüşlü askeri önderleri yeni silahın
gereksinimi olan strateji ve taktiklerin oluşturulmasına öncülük
etmiştir. Bu kapsamda ulu önder Atatürk şöyle buyurmuştur:

“ GÖKLERDE BİZİ BEKLEYEN YERİMİZİ ALMAK ZORUNDAYIZ. YOKSA O YERİ
BAŞKALARI İSTİLA EDER VE İŞTE O ZAMAN BU ÜLKE VE MİLLET ELDEN GİDER.
HALBUKİ BİZ TÜRKLER, BÜTÜN TARİHİMİZ BOYUNCA HÜRRİYET VE İSTİKLALE
ÖRNEK OLMUŞ BİR MİLLETİZ.

TAYYARECİLER! ŞUNU UNUTMAYIN Kİ YARININ EN BÜYÜK TEHLİKELERİ SEMALARDAN
GELECEKTİR. BU SEBEPLE SİZLER DAİMA HAZIR BULUNMAYA VE O ŞEKİLDE
YETİŞMEYE GAYRET EDECEKSİNİZ.”



KARA HAREKATI
Çanakkale Savaşları’nda Deniz Harekâtı’nın başarısızlığı umutları Kara
Harekâtı’na çevirmişti.Daha 1 Mart’ta Yunanistan, Gelibolu yarımadasını
işgal etmek, mümkün olduğu takdirde İstanbul üzerine yürümek üzere
İngiltere’ye üç tümenlik bir kuvvet önermişti. İngiliz ve Fransızlara
kalsa öneri kabul edilebilirdi. Ancak Rus Çarı, İngiliz Büyükelçisi’ne,
hiçbir şart altında Yunan askerinin İstanbul’a girmesine izin
vermeyeceğini bildirerek bu tasarıyı önledi.

Londra’da ise, harekâtı Donanma yalnız mı yapsın, yoksa Kara Ordusu ile
birlikte mi hareket etsin tartışması yapılmakta idi. Bir Kara Ordusuna
ihtiyaç olduğunu savunanların arasında Lord Fisher geliyordu. Bununla
beraber son karar, Savaş Bakanı (Harbiye Nazırı) Lord Kitchener’indi. O
ise, ısrarla elinde birlik olmadığını söylüyordu, ama seçkin bir birlik
olan ve İngiltere’de bulunan 29’ncu Tümen’e hiçbir görev verilmemişti.

Nihayet Mart’ta Kitchener Çanakkalecilerin tarafına kayarak 29’ncu
Tümenin Ege’ye sevk edileceğini, Çanakkale’de bulunan Deniz
Piyadelerine Gelibolu Yarımadası’nın temizlenmesinde yardım edeceğini
açıkladı. Bu haber Fransa cephesinde buluna İngiliz Generallerinin
öylesine büyük tepkisine yol açtı ki, Mareşal sözünü geri alarak 18
Şubat’ta bu birliğin yerine o sırada Mısır’da bulunan Avustralya ve
Yeni Zelanda Tümenlerinin gideceğini bildirmek zorunda kaldı.

Askeri durumu tetkik için Çanakkale’ye gönderilen General Sir William
Birdwood, 5 Mart’ta Kitchener’a gönderdiği raporda, Donanmanın tek
başına Bağaz’dan geçemeyeceğine inandığını, kuvvetli bir ordunun
karadan donanmayı desteklemesi gerektiğini bildiriyordu. Bu rapor
Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi. 10 Martda 29’ncu Tümenin
Ege’ye gönderileceğini açıkladı. Ayrıca bir Tümen de kendilerinin
göndermeleri için Fransızları ikna edeceğini ilave ediyordu.

Böylece Mısır’daki Anzac Tümenleri ile birlikte 70 bin kişilik bir kolordu bu işe ayrılmış oluyordu.

Birdwood’un raporuna rağmen, hala donanmanın tek başına Boğazı
geçebileceğini düşünenler vardı. Bu karışıklık içinde Kara kuvveti
hazır olana kadar Donanmanın harekatını geri bırakmasını, bu suretle
Kara ve Deniz Kuvvetlerinin müşterek harekata başlamasının en iyisi
olacağını hiç kimse aklına getiremiyordu.

O sıralarda Londra’ya hakim olan bu kargaşalık ve belirsizliği, ne
yapacağı belli olmayan Sefer Kuvveti’nin Komutanlığına yapılan atamadan
anlamak mümkündür. Bu komutan, Kitchener’in Güney Afrika savaşlarından
eski bir arkadaşı General Sir Ian Hamilton’du.

Donanma asıl saldırısını yapana kadar, Hamilton’un birlikleri işe
karışmayacaktı. Eğer deneme başarıya ulaşmazsa Hamilton Gelibolu
yarımadasına çıkarma yapacak, başarıya ulaşırsa yarımadaya zayıf bir
kuvvet bırakıp doğrudan doğruya İstanbul üzerine yürüyecekti. Oradan
İstanbul Boğazına çıkarılmış bir Rus Birliği ile birleşmesi umuluyordu.

Türk tarafı ise, 18 Mart’ta kazandığı zaferden dolayı kendisine olan
güvenini tazelemiş, Çanakkale’nin Boğazlar’dan geçilemeyeceğini tüm
dünyaya göstermişti. Bu zaferin ardından, Müttefiklerin kaçınılmaz kara
harekâtına karşı Türk tarafı da son sürat hazırlıklara başlamıştı.
Çanakkale ‘de 5. Ordu oluşturulmuş başına da Mareşal Liman von Sanders
getirilmişti. Kıyılara dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli
yerlere yerleştiriliyor, müttefiklerin her hareketi gözleniyordu.
Müttefik çıkarmasını bekleyen bir başka kişi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin
başında bulunan yarbay Mustafa Kemaldi...

25 Nisan 1915

Müttefik Devletler Donanması’nın 18
Mart 1915’de Çanakkale Boğazı’na karşı giriştiği birleşik deniz
harekatının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, General Hamilton
Lord Kitchener’e, donanmanın desteğinde yapılacak ortak bir kara
harekatı olmadan, güçlü Türk savunmasının kırılıp, Boğaz’ın donanmayla
geçilmesinin olanaksız olduğunu bildirir. Gerçi Kitchener ve Özellikle
Churchill, işin başından beri yalnız denizden zorlanarak ve donanmayla
bu girişimin başarıyla yapılabileceğini savunuyorlardı. Ancak, 18 mart
Deniz Harekatının olumsuz sonuçlarını değerlendirdikten sonra,
Hamilton’un görüşlerini benimserler...







25 Nisan 1915 Müttefik Çıkarmasından Önce 5. Ordu'nun Dağılımını Gösteren Kroki













25 Nisan 1915 Müttefiklerin Genel Çıkarma Planını Gösteren Kroki








_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:41 pm

General Hamilton 25 Nisan 1915 günü, iki İngiliz
ve bir Fransız tümeni ile, bir Hint tugayını Seddülbahir bölgesine, iki
tümenden oluşan Anzak Kolordusu’nu da, ikinci derecede tuttuğu Karatepe
bölgesine çıkarmayı planlamıştır. Bu planın nasıl uygulanacağı yukarıda
özetlenmiştir...


Aynı
tarihte, Gelibolu’daki Türk kuvvetleri ise, 3 üncü ve 16 ıncı
Kolorduların yanısıra 6 tümen, süvari tugayı ve bağımsız taburlardan
oluşuyordu. Daha sonra, savaşın gelişme süreci içinde yapılan gerekli
kıta kaydırmalarıyla, toplam tümen sayısı 16 ya çıkartılacaktır...








Gelibolu Yarımada'sı sahilinde İngiliz çıkarma birlikleri ve savaş gemileri







25 Nisan çıkarmasından yaklaşık bir ay önce,
Gelibolu’da bulunan 5. Kolordu komutanlığına atanan Mareşal Liman von
Sanders’in düşüncesine göre, müttefikler çıkarmayı Saros Körfezi’ne
yapacaklardır. Bu nedenle de kendisi, birliklerin çoğunu Saros Körfezi
ile Anafartalar bölgesinde; bir tümeni Seddülbahir bölgesinde ve iki
tümenli 15nci Kolorduyu da, anadolu yakasında tutmayı uygun bulmuştur.
Ayrıca savunma amacıyla kıyının belli noktalarında gözetleme ve koruma
birlikleri bulundurulacak, asıl kuvvetler ise geride yedekte
tutulacaktı. Aslında Liman von Sanders’in bu savunma planına Türk
komutanlar karşıydılar. Onlara göre, düşman en zayıf ve kritik anları
olan çıkarma sırasında kıyıda karşılanırsa, ilerlemesi önlenebilecekti.
Mareşalin gelmesinden önce hazırlanan türk savunma tedbirleri de
böyleydi. Ancak, uygulamaya konulan, ordu komutanı Liman von Sanders’in
planıdır. Daha sonra çıkarma başlayınca, komutanların aldıkları ek
önlem ve hazırlıklar sayesindedir ki , çıkarılan ilk düşman birlikleri
kıyıda karşılanacak ve fazla ilerlemeye fırsat bulamadan, 3-4
kilometrelik bir ilerlemeden sonra savaş bitene kadar, bulundukları
yerde çakılıp kalacaklardır...

Arıburnu Muharebesi

Daha önce yabancı kaynaklardan ve
Anzakların anılarından yapılan aktarmalarla nasıl başlandığı ve ilk
günleri açıklanan Arıburnu’ndaki Anzak Kolordusunun Nisan’da yaptığı
çıkarmanın temel amacı önce, Kabatepe ile KüçükArıburnu arasındaki
kumsallık bölgeye çıkmaktı. İlk aşamada Conkbayırı- Kocaçimentepe
çizgisi denetim altına alınıp, oradan Maltepe bölgesi ele geçirilecek,
böylece, Kuzeyde’ki Türk kuvvetlerinin Güneyde, Seddülbahir
bölgesindeki Türk birliklerine yardımı engellenmiş olacaktı...

25 Nisan sabahı savaş gemilerinin, Türk mevzilerini sürekli vuran
koruyucu ateş altında, Anzak Kolordusu’nun 1. Tugayından 1500 kişilik
ilk hücum dalgası, çıkarma botlarının bir şekilde kuzeye kayması
sonucu, saat 05.00’te, Kabatepe bölgesi yerine Arıburnu kesimine çıkmak
zorunda kalır...







Anzak Koyuna Bir Bakış



Bu
noktada kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının direnişine karşın,
karaya çıkan Anzak birlikleri belirli bir noktaya kadar ilerler. Diğer
taraftan, Bigalı’da bulunan ordu yedeği 19. Tümen, 24-25 Nisan gecesi
Conkbayırı yönünde tatbikat yapmakta idi. Gün ağarırken, Arıburnu
yönünden top seslerinin gelmesi üzerine, 19. Tümen Komutanı Yarbay
Mustafa Kemal, bir çıkarma yapıldığını anlayıp durumu Ordu Komutanına
bildirir, ancak bir yanıt alamaz. Durum çok kritiktir. Mustafa Kemal,
kıyıda çok zayıf gözetleme ve koruma birlikleri olduğunu düşünerek ve
geniş bir sahile yayılmış olan 27. Alayın da, ağır kayıplar verdiği
haberini alınca, düşmanın Conkbayırı-Kocaçimentepe çizgisi ve
uzantısını ele geçirmesi durumunda, onarılamayacak durumlarla
karşılaşacağını kavrar. Ordudan emir gelmemiş olmasına karşın girişimi
ele alıp tüm sorumluluğu yüklenerek, 57.Alayı bir batarya ile
Kocaçimentepe yönünde harekete geçirir. Kendisi de durumu izlemek üzere
Conkbayırı’na çıktığında,, Arıburnu kesiminden bazı askerlerin
çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini
görür.

O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır.

“...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin
gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze
askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu
askerlerin önüne kendim çıkarak:

-Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.

-Efendim düşman dediler!

-Nerede?

-İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve
tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti
düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika
istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye gelmiş...Demek ki düşman
bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse
kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum,
bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum.
Kaçan askerlere:

- Düşmandan kaçılmaz, dedim.

- Cephanemiz kalmadı, dediler.

- Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.

Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda
Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının
yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri
için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp
yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu
andır...”



_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:42 pm


Gerçekten de, çekilen Türk askerleri mevzi alınca, karşı taraf ta mevzi
alıp duraklar. Böylece, 57. Alay Öncü Bölüğü'nün Conkbayırı’na
yerleşmesi için gereken süre kazanılmış olur. İşte bu an, Çanakkale
Savaşları Kara Harekatı’nın kaderini belirleyen önemli anlardan
birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü oynayan kişi ise,
tartışmasız Mustafa Kemal’dir. Bu husus, Çanakkale Savaşları tarihiyle
uğralan Türk ve yabancı bütün uzmanlar tarafından doğrulanıp
vurgulanmaktadır.

Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşa'nın izniyle, 27. Alay’dan geri
kalan birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı
saldırıya geçmek üzere 57.Alay'a şu emri verir :

“ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar
geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim
olabilir.”

25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi
olan tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın
birlikleri ve 57. Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları
sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve sahile çekilmişler, kritik
ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken, Anzak
Kolordusu’nun sahile çıkan Tümeni, Arıburnu’nun sarp yamaç ve
tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başlayarak harekat,
1915’in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, Conkbayırı-
Kocaçimentepe-kabatepe bölgelerinde, tarafların karşılıklı saldırı ve
özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla, yakın boğuşmalar şeklinde ve
çok kanlı çarpışmalarla geçecektir. Bu çarpışmalar sırasında Türkler
de, Anzaklar da ağır kayıplar vermişlerdir. Ağustos ile birlikte ise
savaş şiddetli çarpışmalara dönüşür. Tıpkı Seddülbahir’de olduğu gibi,
Anzak ordusu da taarruz hedeflerine varamamış, çıktıkları yerlerde 3-4
km.lik bir mesafe ilerleyip, boşaltmaya kadar da o noktada
kalmışlardır...

Seddülbahir Muharebeleri
25 Nisan günü, Müttefik Kuvvetleri
Donanmanın koruyucu bombardımanı altında, beş ayrı yerden Gelibolu
Yarımadası’na çıkmaya başladılar. İngiliz ve Hint birliklerinin
çıkarıldığı ilk hedef , güneyde Alçıtepe’yi ele geçirip Kilitbahir
platosuna ilerlemek, oradaki merkez tabyalarını susturduktan sonra
Boğaz’ın giriş bölgesini ele geçirmekti. Burada Müttefik donanmasına
bağlı savaş gemilerinin yaptığı bombardımanın şiddetine bir örnek
vermek gerekirse; sadece Ertuğrul Koyu sırtlarındaki 26. Alayın
10.Bölüğünün savunma mevzilerine 4650 mermi atılmıştı...














İngiliz ve Fransız donanmasının desteğinde Çanakkale'de Fransız çıkarması






Buna rağmen
Türk bataryaları ve kuvvetleri imha olunamadığından İngiliz Birlikleri
ağır kayıplar vermekte ve bu durum, Müttefik kuvvetler arasında büyük
bir şaşkınlık yaratmaktaydı. Bu günlerde, gerçek bir kahramanlık
destanı yaratan Yahya Çavuş’un takımı, işte bu 10. Bölüğün takımıdır...







River
Clyde kömür gemisi V plajında. Bu geminin içinde askerler taşınmış,
ayrıca kıyıya demirletilerek iskele görevi verilmiştir...





Temmuz
1915 sonuna kadar, çok kanlı geçen, göğüs göğüse süngü hücumları ve
karşı hücumlarla süren Kirte-Kerevizdere- Zığındere Muharebeleri,
özellikle Türk birliklerinin, Müttefik Donanması’nın ateşinden korunmak
amacıyla, gece yaptıkları süngü hücumlar şeklinde olmuştur. Sekiz gün,
geceli gündüzlü süngü hücumlarıyla geçen Zığındere muharebesi, iki
taraf için de kayıpların en fazla olanı ve en kanlı geçenidir...

Bu bölgedeki harekat ağustos ayıyla birlikte mevzi muharebesine
dönüşür. Böylece işgal kuvvetleri, 3-4 kilometrelik bir arazide çakılıp
kalmış, Alçıtepe ve Kirte ele geçirilememiş, durum boşaltmaya kadar
değişmeden böylece devam etmiştir...

Kumkale Muharebeleri
25 Nisan 1915 günü saat 04.30’da
Fransız filosu Kumkale önlerinde savaş düzeni almıştı. Kumkale ve
Kumkale-Orhaniye arasını hedef alan şiddetli donanma ateşinin ardından
Fransız birlikleri karaya çıktılar.

Kumkale’deki Türk takımı Fransız bombardımanlarına ve karaya çıkan iki
Fransız bölüğüne karşı kahramanca dayandıysa da, sürekli takviye
edilerek tabur seviyesine çıkan Fransızlar karşısında kaleyi bırakarak
Kumkale köyüne çekilmek zorunda kaldı. Sadece yarım takımlık 6.
Bölük’ün ihtiyatıyla takviye edilebilen takım, Kumkale sokaklarında
Fransızlarla kısa süren sokak muharebelerine girdi. 6. Bölük komutanı,
birliklerini Kumkale mezarlığına çekti. Takım komutanlarından birinin
şehir düşmesine, diğerinin de yaralanmasına ve cephane sıkıntısına
rağmen, bölük inatla savunmasını sürdürdü ve Fransız kuvvetlerinin
kanadını Kumkale’de bastırıp, bütün cephesini hareketten alıkoydu.

Türk birlikleri Kumkale’yi geri almak için taarruza geçince Kumkale
sokaklarında göğüs göğüse yakın muharebe başladı. Fransızlar da
direnişlerini sertleştirmişlerdi. Türk hücumlarının en şiddetli bir
anında Fransızlar beyaz bayrak çektiler. Üst rütbeli Fransız subayı da
kendi rütbesine denk bir Türk subayına teslim olmak istedi, fakat dil
farkı yüzünden anlaşılamadı.

Teslim alma olayı uzayınca Fransızlar tekrar toplanarak mevzilerine
döndüler ve yer yer ateş muharebeleri başladı. Fransız filosu da kendi
birlilerine zayiat verdirme pahasına, Fransız ve Türk birliklerinin
birbirine girdiği Kumkale’ye şiddetli ateşlere başladı. Türk birlikleri
Mezarlık-Kumkale-Orhaniye hattına çekilmek zorunda kaldılar.

Fransızlar da Kumkale’de kıyı başı tutmuşlar ama ilerleyememişlerdi.
Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yapan İngiliz kuvvetlerinin takviye
edilmesi amacıyla, Seferi Kuvvetler Başkomutan’ı General Hamilton’un
emriyle, Fransız kuvvetleri 26/27 Nisan 1915 gecesi başarılı bir
çekilme harekatıyla geri alındılar...



_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:42 pm

Anafartalar Zaferi
25 Ağustos 1915’ten Ağustos sonuna
kadar, Müttefikler hem Seddülbahir hemde Arıburnu’nda başarılı
olamayınca, Çanakkale Boğazı’nı, geriden sarkarak ele geçirmek amacıyla
harekete geçerler. Bu arada General Hamilton, Türk Ordusu’nun
gerilerine sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için, Büyük ve Küçük
Kemikli Burunları arasında yeralan Suvla sahillerine çıkıp,
Anafartalar’da üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef, Conkbayırı
ve Koçaçimentepe blokunu ele geçirerek buradan ilerleyip, çanakkale
Boğazı’na inerek hakim olmaktır.

Bu amaçla da, 9.İngiliz Kolordusu'nu ,6-7 Ağustos gecesi karanlıktan
yararlanarak bölgeye çıkartır. Amaç, sabah gün ağarmadan von Sanders,
Saros Grup Komutanına 7. ve 12. Tümenlerle süratle Anafartalar kesimine
gitmesini ve karaya çıkan İngiliz birliklerine 8 Ağustos sabahı
erkenden taarruz edilmesi emrini verir. Anafartalar Müfrezesi komutanı
Yarbay Vilmer’e de, Saros’dan iki tümenin gelişine kadar, İngilizlerin
ilerleyişine engel olunmasını emreder.

Liman von Sanders, bundan sonra, Kurmay Albay Mustafa Kemal’i, 8
Ağustos 1915 günü saat 21.45’de, Anafartalar Grup Komutanlığına atar.
Anafartalar Grup Komutanı Kurbay Albay Mustafa Kemal, 9 Ağustos sabahı
,12. tümenle 9. İngiliz Kolordusuna. 7.Tümenle de Anzak Kolordusu ile
işbirliği yapmasına engel olmak amacıyla, damakçılık Bayırı yönünde
saldırıya geçer. Her iki tümenin saldırıları da başarılı olur. İngiliz
Birlikleri, beklemedikleri bu karşı Türk taarruzu ile şaşkına dönmüş,
ağır kayıplar verirler...
















Anafartalar
Grup Komutanı M. Kemal muharebe arkadaşlarıyla (1915). Soldan; Kur.
Bşk. Yb. İzzettin (Org. Çalışlar), arkasında Kur. Yzb. Tevfik (Kur.
Alb. Bıyıklıoğlu), Grup K. Kur. Alb. M. Kemal, Dr. Hüseyin, Süvari Yzb.
Pertev, Kur. Yb. Neşet (Bora), Süvari Ütğm. Saim (Korg. Önhon), Yzb.
Hamit, Ütğm. Zeki (Org. Doğan)






Birinci
Anafartalar Muharebeleri olarak adlandırılan bu harekat sonunda, durum
değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal şöyle demiştir: “...Gerçekte,
düşmanın bir kolordusunu zayıf bir tümenimle Kireçtepe-Azmak arasında
yenmiş, Tuzla Gölüne kadar takip ederek orada tesbit etmiştim.”

Diğer taraftan yeni çıkan birliklerle güçlendirilen 9. İngiliz
Kolordusu, Anafartalar yönünde iki kanat harekatı daha denediyse de
başarılı olamamıştır. Ancak, Türkler açısından bu bölgede durum,
savunulması güç bir konum olduğu için tehlikeli sayılırdı. Tehlikeli
durumu düzeltmek için Liman von Sanders, Kuzey Grubundaki 8 Tümeni iki
alayla takviye ederek , Anafartalar grup Komutanı Mustafa Kemal’in
emrine verir. Tümen karargahına 9-10 Ağustos gecesi gelen Grup Komutanı
Mustafa Kemal, takviyeli 8. Tümeni 10 Ağustos sabahı karanlıkta, sadece
süngü kullanarak hücuma geçirir. İngilizlere çok ağır kayıplar
verdirilerek harekat başarılı olur. Daha sonra, savunma yapılabilecek
ek arazinin ele geçirilmesi üzerine, ulaşılan bu ileri çizgide de
destek ve güçlendirmeler yapılarak savunmaya geçilir. Böylece, diğer
bölgelerde olduğu gibi Anafartalar Bölgesinde de savaş, boşaltmaya
kadar , siper ve mevzi savaşına dönüşmüş olur. Diğer bir deyişle,
General Hamilton’un İkinci Planı da başarısız olmuş, hedefine
ulaşmamıştır...







Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar'da yaptığı başarılı savunma
savaşlarıyla savaşın kaderini değiştiren komutan Kur. Alb. Mustafa
Kemal Çanakkale'de Siperde (1915)






Çanakkale
Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli
bir diğer nokta da şudur: tüm bu çarpışmalar ve karşılıklı saldırılar
sırasında, Türkler mertçe, dürüstçe ve kahramanca çarpışmış, insancıl
meziyetlerini ve güçlü kişiliklerini sergilemişlerdir. İster
Seddülbahir’de, ister Suvla’da ya da, Anafartalar’da olsun durum
aynıdır. rneğin Kızılhaç çadırları ve hastane gemileri, yaralı taşıyan
botlar, ya da sedyeleri hedef alan atışlar yapılmamıştır...

Tepeler Türklerin elinde olmasına ve olumlu doğa koşullarına karşın,
düşmanın sürekli olarak çekindiği zehirli gaz kullanılmamış, su
kaynakları zehirlenmemiş, bu yöntemler hiçbir zaman mert ve dürüstçe
bir tutum sayılmamıştır. Savaş alanında ele geçen esirlere ve yaralı
düşman askerlerine yapılan insancıl muameleler öyle görünüyor ki,
Anzakları ilkin gerçekten şaşırtmıştır. Çünkü, daha önce kendilerine
anlatılan , ya da Mısır’da karşılaşıp hakkında belirli ön yargılar ve
imajlar geliştirdikleri Türk askeri Abdul, Gelibolu Yarımadası’nda çok
farklı bir tutum sergilemektedir...

Çekilme (Boşaltma)

Anafartalar’da yaşanan zaferin
ardından, Müttefik Kuvvetlerinin hem moralleri bozulmuş, hem de
Çanakkale’nin geçilebileceği umutları yok olmaya başlamıştı. Ian
Hamilton’un bütün ısrarlarına rağmen cepheye artık tek bir asker bile
gönderilmediği gibi, Çanakkale’den iki tümen alınmış ve batı cephesine
gönderilmişti.

Kısacası Ağustos’tan sonra çekilme planları yapılmaya başlanmıştı.
Harbiye Nazırı Lord Kitchener, son defa bölgeyi ziyaret etmiş, artık
Çanakkale bölgesindeki Türk savunmasını sökmenin ve buradan boğaz
harekatını bir neticeye vardırmanın, hele hele İstanbul sevdasına
kapılmanın imkanı kalmadığını anlayarak, Ocak 1916’da Çanakkale’deki
kuvvetlerin, Selanik çıkarmasında kullanılmak üzere gönderilmesinin
kararını komiteye sunmuştur...
Müttefik askerleri 8 Aralık’tan 20 Aralık’a kadar Anafartalar ve
Arıburnu bölgelerini, 28 Aralık’tan, 9 Ocak 1916’ya kadar da
Seddülbahir bölgesini tahliye etiler...
















Çekilme Sonrası Geride Kalan Su Arıtma Kabinleri






Boşaltma
işlemi gerçekten çok iyi planlanmıştı. Askerler her türlü tedbiri
almış, geride ayarlı ve sonradan patlayacak olan tüfekler, takip
edilmelerine karşı mayınlar bırakmışlar, sessizlik için ayaklarına
çuvallar bağlamış ve hatta son güne kadar ileri mevzilerden
çekilmeyerek, savaşmışlardır...

Türklerin bu çekilmeden haberi yok muydu? Bu soru Türk tarafı için en
çok sorulan sorulardan biridir. Müttefik kuvvetlerinin çekilmedeki
başarısı yadsınamaz; çekilme iyi planlanmış, hava koşulları beklendiği
gibi gitmiştir...















İngilizler
Aralık 1915-Ocak 1916 aylarında Gelibolu Yarımadası'ndan çekilirken
çadırlarını sökmemişler, siperlere kukla askerler ve kendiliğinden
patlayan tüfekler yerleştirmişlerdi. Bu sayede üç hafta içinde
çekilmelerini tamamlayan İngiliz ve Anzak birlikleri, insan kaybı
vermemişlerdi...






Türk
kuvvetleri ise, Müttefik kuvvetlerine göre hep yüksek noktalarda
mevzilenmişler ve bu nedenle de düşman askerlerine geçit vermemişlerdi.
Türk resmi kaynaklarına göre Yarımada'nın Müttefik askerleri tarafından
boşaltılmasından, Türk tarafının haberi kesinlikle olmamıştır...













Gelibolu
Yarımadası'nda çekilen Anzakların siperde bıraktıkşları kendiliğinden
patlayan tüfeklerden biri. Üst kaptaki suyun damla damla alt kaba
artmasıyla ağırlık artmakta, tetiğe baskı sonucu tüfek patlamaktadır.






Türk
askerleri çekilmeden haberdar olsalar dahi, büyük bir taarruza
kalkışmamışlardır. Çekilen tarafa çok büyük zayiat verdirmek mümkünken,
saldırmamayı tercih etmişlerdir. Çünkü artık feda edilecek tek bir Türk
askeri bile yoktu. Dört bir yanda savaş içinde olan Osmanlı Devleti’nin
eli silah tutan herkese ihtiyacı vardı...

Sonuç olarak; 9 Ocak 1916’da Gelibolu Yarımadası’nda tek bir Müttefik
askeri bile kalmamış, Çanakkale’nin geçilememesi ile Birinci Dünya
Savaşı’nın çizgisi, savaşa katılan bir çok ülkenin de kaderi
değişmiştir...

_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:43 pm

ÇANAKKALE ZAFERİNİN ÖNEMİ VE SONUÇLARI

Çanakkale Cephesi’nin deniz harekatı (Boğaz’ın zorlanması), kuşkusuz
sıradan bir askeri harekat, ya da muharebe olayı değildir. Boğazlar,
konumu ve tarihi önemi itibariyle, İstanbul Karadeniz kapısı, Çanakkale
de Ege Denizi kapısı olarak, geçmişte taşıdıkları ve çağımızda
taşımakta oldukları stratejik önem ve değer açısından daima birlikte
mütalaa edilmiş ve edilmektedir.

Her iki boğaz, klasik ve dar çerçevede sadece Akdeniz’i Karadeniz’e,
Avrupa’yı Asya’ya bağlayan su geçitleri ya da köprüler değil,
Akdeniz’in öteki önemli su geçitlerinden Cebelitarık ve Süveyş kanalı
ile de bütünleşerek, dünyanın büyük denizlerini (Atlas ve Hint okyanusu
gibi) ve büyük kıta kara parçalarını birbirine bağlayan, daha geniş
anlamdaki jeopolitik konumuyla, dünya siyaset ve iktisadiyatı üzerine
olan etkilerini bu gün de korumaktadır. Bu nedenlerledir ki, Türk
Boğazları, uluslararası ilişkilere yön vermede daima odak noktası
olmuşlardır.

Gerçekten tarihin eski dönemlerinden beri ön planda, Avrupa ve Asya
ülkeleri arasında başlamış olan ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerle,
askeri hareketler, sürekli olarak Boğazlar bölgesinde cereyan etmiştir.
Başka bir deyişle Boğazlar, dünyanın diğer parçalarında pek görülmemiş
ardı arkası kesilmeyen mücadelelere sahne olmuştur.

Boğazların tarihin akışı içindeki stratejik durumu ve jeopolitik
konumuyla ilgili yukarıdaki kısa açıklamaların ışığı altında, Çanakkale
Muharebelerinin sonuçları üzerindeki değerlendirmeler, kuşkusuz daha
bir önem ve anlam taşıyacaktır. Böylesine bir değerlendirmenin daha
gerçekçi ve sağlıklı olabilmesi ise, büyük devletlerin Türk Boğazları
üzerindeki ulusal emellerine kısaca da olsa, bir göz atılmasını
gerektirir.

Birinci Dünya Harbi öncesinin başlıca büyük devletlerinden Almanya’nın,
“Drang Nach Osten (doğuya doğru) politikası”, Rusya’nın ılık denizlere
ulaşma emelleri; İngiltere’nin, “denizlere egemen olan dünyaya hakim
olur” teorisine dayanarak, özellikle XIX. yüzyıldan bu yana güttüğü
Rusya’nın Akdeniz’e çıkmasını engelleme siyaseti, hep Türk boğazlarında
düğümlenmektedir.

Boğazların bu tartışma götürmez önemi konusunda Napolyon “İstanbul bir
anahtardır. Istanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir. Eğer Rusya,
Çanakkale Boğazı’nı ele geçirecek olursa, Tulon, Napoli ve Korfu
kapılarına dayanmış olacaktır” [431) demekle, Fransa’nın Boğazlar
üzerindeki duyarlılığını açık seçik ortaya koymuş olmaktadır.

Rusya’nın görüşüyse, Genelkurmay Başkanı Kropatki’nin bir raporunda;
XX. yüzyılda Rusya’nın en önemli işinin, Istanbul Boğazı’nı ele
geçirmek olduğuna işaretle, Osmanlı Devleti’ni, Boğazı Rusya’ya
bırakmaya hazırlamalı ve Almanya ile anlaşma yapmalıdır” şeklinde
ifadesini bulmaktadır.

Büyük devletlerin Boğazlar üzerindeki kısaca açıklanan bu emelleri,
onları kendi aralarında da gizli birtakım mücadelelere yöneltmiştir.

Nitekim, Rus Dışişleri Bakanı Sazanof, Çar tarafından da onaylanan bir
raporunda; “Boğazların güçlü bir devletin eline geçmesi, tüm Güney
Rusya’nın ekonomik hayatının, o devletin egemenliği altına girmesidir”
demekte ve bu durumun önlenmesi için, Istanbul’un alınmasını
önermektedir.

Öte yandan Kasım 1911’de Rusya’nın, Osmanlı Hükümeti’ne Boğazlar
üzerindeki istekleriyle ilgili bir notasından haberdar edilen Ingiltere
ve Fransa, Rus isteklerini reddetmişlerdir.

Keza Rusya’nın bu ve buna benzer çeşitli tarihlerdeki yinelenen daha
birçok istek ve baskılarının birbirini izlemesi, Osmanlı Devleti’nin
Birinci Dünya Savaşı’nda Merkez Devletleri safına kaymasında büyük bir
etken olmuştu.



_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:43 pm


Işte Boğazlar üzerindeki bu gizli çıkar çatışmalarıdır ki, Ingiliz ve
Fransızlar’ı Istanbul’u almaya ve Ruslar’dan önce Karadeniz Boğazı’na
el atmaya yöneltmiş ve Çanakkale Cephesi’nin açılmasında başlıca etken
olmuştur.Ruslara silah ve malzeme yardımı sorunuysa, savaşın sadece
görünüşteki nedenini oluşturmuştur.

Böylece büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki tarihi emellerini
ortaya koyarken, bu devletlerden Ingiltere’nin bu cephenin açılmasında
birinci derecede aktif rol aldığını da belirtmek doğru olur.Nitekim
Ingiliz Donanma Bakanı Churchill, cephenin açılmasında büyük çaba
göstermiş ve etkili olmuştur.Gerçekten o, bu cephenin açılmasının baş
mimari olmuş, Türklerin askeri gücünü ciddiye almamış, olayı basit ve
sadece “sınırlı bir cezalandırma hareketi” olarak görmüştü. En güçlü ve
modern silahlarla donatılmış zırhlılarının Boğaz’da görünüvermesiyle,
Türklerin direnmekten vazgeçeceğini sanmıştı.

Kuşkusuz bu büyük bir yanılgıydı. Ingilizler, Çanakkale’deki Türk
savunmasını ve askerini sadece matematiksel ölçülere vurup, onun yüksek
manevi gücünü görmezlikten gelerek, büyük bir hesap hatasına düştüler
ve sonunda, önce denizde, sonra da karada hiç de beklemedikleri amansız
cevabı aldılar.Böylece onlar, zaferi Boğaz’da, Türk top ve mayınlarına,
karada Türk süngüsüne bırakarak çekilip gittiler.

Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale serüveni bu suretle noktalandıktan
sonra, yukarıdaki açıklamaların ışığı altında, Türkiye ve uluslararası
politika ve diplomasi tarihi açısından ortaya koyduğu önemli sonuçları
da şöylece özetlemek mümkün olur...



ASKERİ SONUÇLAR

Genellikle 18 Mart 1915’te geçen Boğaz Muharebesi’nde kazanılan
zaferle, Birleşik Filo (İngiliz-Fransız donanmaları) nun Marmara’ya
girerek, İmparatorluğun başkenti İstanbul’u bir ay içinde ele geçirme
planları suya düşürülmüş, böylece hükümet çevrelerinde beliren ve halka
yansıyan İstanbul’u kaybetme korkusu ortadan kalkmıştır.


Boğaz’da elde edilen bu ilk zafer, çok geçmeden Gelibolu Yarımadası’na
yöneltilen çıkarmalarla başlatılarak, dünyanın en güçlü zırhlılarınca
sürdürülen cehennemi bombardımanlar altında Türk askeri, yılmadan
aylarca süren mevzi muharebelerinde yüksek bir moral ve doruğa ulaşan
bir mücadele azmi örneği vermiş ve sonunda düşmanlarını yarımadayı terk
etmek zorunda bırakmıştır.


Böylece karada kazanılmış bulunan bu ikinci ve nihai zaferle de, Türk
ordusunun Balkan Savaşı’nda zedelenen ve hatta yok olmaya yüz tutan
prestiji kurtarılmıştır.


Deniz ve kara. harekatıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip tüm anlamı
ve çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihi’nde yerini alan Çanakkale
Muharebeleri, Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dahiyi yaratmış, Birinci
Dünya Harbi’nin bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadele’nin bu
eşsiz liderini Türk ulusuna kazandırmıştır.


Çanakkale Zaferi, Anlaşma Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ni ilk ağızda
savaş dışı bırakarak, Almanya’nın güneydoğudan kuşatılmasını amaçlayan
stratejisini boşa çıkarmış, böylece savaşın en az iki yıl daha
uzamasına neden olmuştur.


Çanakkale Boğazı’nın kapatılıp Rusya’ya geçit verilmemesi, onu
müttefliklerinin silah ve malzeme yardımından yoksun etmekle kalmamış,
yarım milyonu aşkın İngiliz ve Fransız askerini üzerine çekmekle bu
kuvveti, Alman cephesinden uzak tutmuş ve Almanya’nın Doğu
Cephesi’ndeki Harekatnı kolaylaştırmıştır.


Çanakkale Muharebelerinin diğer bir anlam ve önemi de, çöküntü donemini
yaşamakta olan İmparatorluğun, dünya kamu oyunda yarattığı kötü imajın
sonucu olarak, Türkün iyice tükendiği sanılan gücünün henüz tükenmemiş,
koşullar nedenli ağır olursa olsun iyi sevk ve idare edilirse, tüm
zorlukları yenebilecek güç ve inanca sahip olduğunu bu muharebelerde
kanıtlamış olmasıdır.Bir başka deyişle düşman devletler, her nedense
Osmanlı Devleti’ nın çöküşü olayıyla, onun asıl unsurunu oluşturan Türk
ulusunun ceddinden miras olan savaş azim ve ruhuyla ,inanç gücünün
birbirinden farklı şeyler olduğunu, bu muharebelerde çok daha iyi
anlayabilmişlerdir.


Çanakkale Muharebeleri, Türk askerinin, dünyanın en güçlü zırhlıları ve
en modern harp silah, araç gereç ve bol cephanesiyle donatılmış deniz
ve kara ordularına karşı sergilediği başka ulusların askerleriyle kıyas
götürmez direnç ,azim ve ruhu, Türk İstiklal Savaşımızın Kuvayı Milliye
ruhuyla eş değer bir anlam taşıması açısından da ayrıca tarihsel bir
değere sahiptir.


Gerçekten Boğaz Muharebesi’nde Birleşik Filo’nun kendisi için
tehlikeler yaratan yalnız Dardanos Bataryası’nın yok edilmesi için
kullandığı 400’ü aşan topçu mermisine karşın, sadece iki subayımızın
şehit oluşu dışında, bataryaya ağır bir hasar verdirilememiştir.
Halbuki Boğaz’daki obüs bataryalarımızın tek bir yaylım ateşi
sırasında, Irresistable gemisinde 138 personelin yaşamını yitirdiği,
İngiliz tebliğlerinde açıkça belirtilmiştir.


Çanakkale’de Türk askerleri, bol cephaneye dayanan, yoğun donanma
ateşleri altında Türk’e özgü, sabır ve serin kanlılıkla görevinin
başında kaya gibi dimdik ayakta kalmasını bilmiştir .Öte yandan bu dev
armadalar, ateş etmesinden bile kuşkuya düşülen eski birtakım demode
toplarla alay edercesine savaşıyor karadaki Türk topçusu, ona sadece
1900 mermi atabilirken, onlar tek bir bataryamıza (Dardanos”a) 4000
mermi kullanıyordu. Ne var ki, bu mermi yağmurundan karada hasar gören
dört Türk topuna karşı, sadece batan düşman gemilerinin üstünde 44
topunun birden Boğaz sularına gömüldüğü görülüyordu.


Aynı Birleşik Filo’n’un, 18 Mart Boğaz Muharebesi’nde, 18 savaş
gemisinden 7’si savaş dışında kalırken, Çanakkale Müstahkem Mevkii,
savaş gücünü olduğu gibi koruyabiliyordu. Keza Filonun mayın arama ve
tarayıcıları, 11 mayın hattı üzerinde döşenmiş mayınlardan sadece üç
adedini etkisiz hale getirebilmişti


Türk tabyalarında hasar gören toplardan çoğu, onarılıp kısa sürede
ateşe hazır duruma sokuluyor, 3. bölgedeki (Boğaz’ın Marmara ile
birleştiği kesim) tabya da, sapasağlam duruyordu. İşte bu durum
karşısında Boğaz’ı geçemeden geri çekilen Birleşik Filo, Çanakkale’nin
aşılamayan çetin savunması karşısında pes edip, yalnız denizden
yapılacak zorlamalarla başarıya ulaşılamayacağı gerçeğini kabul etmek
zorunda kalmıştır.


Dünyanın en büyük deniz gücüne sahip İngiltere’nin görkemli filosunun,
Boğaz Muharebesi’nde düştüğü aczi, yarınların Çanakkale savunucuları
hiç bir zaman hatırından çıkarmamalıdır. Çünkü, bu ve buna benzer
saldırılar, geçmişte olduğu gibi gelecekte de yinelenebilir.Ne varki 18
Martı unutarak böyle bir saldırıyı ileride de göze alabilecek
düşmanlar, karşılarında dünyanın yeniliklerine gözlerini kapamış bir
Osmanlı Devleti yerine, bu kez XX. yüzyılın en son bilim ve
teknolojisine dayanan en modern silahlarla donatılmış bulunan
Cumhuriyet Silahlı Kuvvetleri’ni bulacaktır.


Çanakkale Cephesi deniz ve kara harekatıyla birlikte mütalaa
edildiğinde görülür ki, bu cephede geçen muharebeler, hasım kuvvet
olarak katılmış olan Ingiltere ve Fransa’nm, bir yıl boyunca Gelibolu
Yarımadası’nda yarım milyondan fazla büyük bir kuvveti tutmak zorunda
kalmaları ve bunun % 50’sini kaybetmiş bulunmaları, haliyle diğer
cephelere kuvvet ayırabilme açısından savaşın genel seyrini
etkilemiştir.Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı 300.000’den fazla
askerden verdiği zayiatın, 211.000’e ulaşmış olması diğer
cephelerdekinden kıyaslanamayacak bir fazlalık göstermektedir.Bunun
insan gücü açısından yarattığı boşluk, yalnız Birinci Dünya Harbi
sırasında değil, onu izleyen Türk İstiklal Harbi boyunca da
hissedilmiştir...




_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:43 pm


SİYASİ SONUÇLAR

Çanakkale’de denizde ve karada kazanılmış olan her iki zafer,
Osmanlı’nın Balkan felatiyle içte ve dışta sarsılmış bulunan devlet
prestijini kurtarıp güçlendrmiş, hükümetin iktidarda kalış sürelerini
uzatmıştı.Anlaşma Devletleri’nin savaşın başından beri bekledikleri
hükümet krizi olmamış ve kabine değişikliğine de gidilmemiştir.


Türk ulusunun tarihini süsleyen çok sayıdaki zaferlerine, Çanakkale’de,
bütün dünyanın gözü önünde bir yenisini daha ekleyerek elde ettiği
parlak zafer, onun eski güç ve dinamıiznıini koruduğunu, çöküntü
dönemini yaşayan ve can çekişen bir imparatorluk içinde hala kahraman
bir ulusun varlığını, yeniden ortaya koymuştur. Bir başka deyişle
Çanakkale’de ölmesini bilenler, Türk milletinin tarihten silinmeden
yaşayacağını kanıtlamıştır.


Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına
olanak tanımamış, mahsur kalan koskoca Çarlık Rusyası içerden çökerek,
Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.


Çanakkale’de Türk savunması aşılabilse ve Boğaz açılabilmiş olsaydı,
savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, verse bile,
İngiltere ve Fransa’nın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta
boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta
gecikmeyecek olan Ruslar, Çarlarının taksim planı gereği kendilerine
daha işin başında söz verilen Boğazlar ve İstanbul’u işgal etmiş ve
Deli Petro’dan beri izledikleri, “Açık denizlere ulaşma” politikalarını
gerçekleştirmiş olurlardı.


Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale’deki başarısızlıkları henüz savaşa
katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da farklı yönlerde
etkilemiştir.Bulgaristan, Merkez Devletl’eri’nin yanında yer alırken,
Romanya, Yunanistan ve Italya’nın daha bir süre savaş dışında
kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmasını bir yıla yakın bir süre
geciktirmiştir.


Çanakkale Muharebeleri, Ingiltere’nin savaşın başından beri Japonya’dan
yapmakta olduğu yardım talebini artırmasını istemesine rağmen,
Japonya’nın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul etmemesine yol
açmıştır.


Birleşik Filo’nun ağır yenilgiye uğrayıp Boğaz’ı geçemeyişi, İngiltere
ve Fransa’nın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış, özellikle
Ingiltere’nin denizlerdeki tarıtışılmaz üsıtünlüğü imajını ortadan
kaldırmıştı. Bu durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık
ve özgürlük akımlarının doğuşuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını
değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.


Keza Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi Ingiliz dominyonu deniz aşırı
ülke askerlerinin, sırf Ingiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere
karsı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken,
kafalarında yer alan bir takım sorular (niçin ve kimin için
döğüştükleri gibi), cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların
zamanla açıklanmasında anlaşılmaktaydı. Bu da, onlarda gitgide ulusal
blincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi.

Nitekim, 9 Eylül 1922’de Yunanlılar lzmir’de denize döküldükten sonra,
muzaffer Türk ordularının Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları
üzerine, Churchill’in dominyonlardan yeniden yardım istediği,
Avusturalya başbakanının, “Tek bir askerin hayatına tehlikeye
koymayacağını ve savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği
istenmemesi gerektiğini” belirten anlamlı bir yanıtıyla karşılaşmıştı.


Çanakkale Muharebelerinin diğer ilginç bir yanı da, iki hasım ordunun
döğüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla
artmış olmasıdır. Gerçekten Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de
yiğitçe döğüşen Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından
izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun
çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı.İşte bu durum,
ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş
sonrasında, Asvusturalya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların
oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.


Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Orta Doğu’da bu
günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur.
Nitekim, Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki
“Gönüllü Yahudi Birliğinin Hikayesi” adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle
dile getirmektedir “Gelibolu’ya yolladığımz 600 kadar gönüllü Yahudi
askerlerinin savaşlar sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı,
davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok
yararlı olmuştur.” Gerçekben Birinci Dünya Savaşı henüz sona
ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen “Balfour Bildirisi”, bu günkü
İsrail’in kurulmsında etken olması açısından önemli bir dönüm noktası
olarak değerlendirilmektedir.


Çanakkale Zaferi’nin daha ilginç ve anlamlı bir sonucu da, doğunun
büyük bir imparatorluğunu oluşturan koskoca Çarlık Rusyası’nın
yıkılmasıyla kalmamış, ülkesinde güneş batmayan Batılı büyük devlet
olan Büyük Britanya Imparatorluğu’nda da ilk yarayı açmaya yetmiş
olmasıydı. Böylece emperyalizm tam çökmüş olmasa bile, bir hayli
sarsılmıştır.


SOSYO-EKONOMİK SONUÇLAR

Anlaşma Devletleri tarafından Boğazların açılarak Rusya’ya ulaşılması
halinde Rusya, dış alım-satım olanağına kavuşacağından, ekonomik
dengesini kurup sıkıntıdan kurtulacak, İngiltere-Fransa da Rusya ve
Romanya’nın zengin buğday ürünlerinden yararlanıp, gerek silahlı
kuvvetlerinin, gerekse halkının yiyecek gereksinimlerini sağlamış
olacaklardı ki, bu gerçekleşememiştir.


Keza Boğazlar açılabilseydi, Tuna yolu da yeniden trafiğe açılıp
Karadeniz’deki 120 parça ticaret gemisinden yararlanma olanağı elde
edilecekti. Halbuki Çanakkale Zaferi, yalnız Rusya ile İngiltere,
Fransa’nın değil, bunların aynı zamanda diğer Batılı devletlerle olan
karşılıklı ticari ve ekonomik ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemiş,
ne İngiltere, Fransa müttefiki Rusya’ya ihtiyacı olan silah ve
cephaneyi ulaştırabilmiş, ne de Rusya Batılıların ihtiyacı olan
buğdayını Akdeniz’e aktarabilmişti.


Birinci Dünya Savaşı başında Boğazların kapatılıp, bu savaş sonuna
kadar açılamaması, kuşkusuz uluslararası ticari ilişkileri de olumsuz
yönde etkilemişti. Nitekim, Karadeniz’de; İngiltere, Rusya, Fransa,
Belçika ve İtalya’nın toplam 85; Yunanistan, Romanya, Danimarka, İsveç
ve Hollanda’nın toplam 27; Almanya, Avusturya-Macaristan’ın toplam 17
olmak üzere, genel toplamı l29’u ve toplam tonajı 350.000’i bulan
ticaret gemisi mahsur kalmıştı.


Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında kısaca denebilir ki,
Çanakkale’de Türk Zaferi, iki yıl uzayan savaş boyunca Doğulu ve Batılı
müttefik devletlerin (Rusya-İngiltere-Fransa) ekonomilerinde sıkıntılar
yaratmıştır. Bu durum, özellikle Rusya’yı bunalıma sürüklemiş ve
sonunda rejim değişikliğine (komünizme) kadar gidebilmiş ve böylece de
Rusya’nın savaş dışı kalmasına yol açmıştır.


Zaferin, yukarıdaki ticari ve ekonomik etkinliklerinin yanında, Türk
ulusu açısından sosyal alanda da etkileri görülmüştür. Çanakkale deniz
ve kara muharebelerinde toplam 211.000 insan zayiatı veren Türk ulusu,
bu arada binlerce okumuş ve aydınını da kaybetmişti. Kesin olmayan
tahmini rakamlara göre, 100.000’den fazla öğretmen mülkiyeli, tıbbiyeli
ve Türk ocaklarında yetişmiş okur-yazar yitirildiği sanılmaktadır.
Böylece o günün koşullarında ülkenin beyin takımını oluşturan
küçümsenemeyecek bir sayıya ulaşan bu kayıpların, olumsuz etkileri,
savaş sırasında olduğu kadar, bu savaşı izleyen Türk İstiklal
Savaşı’nda da fazlasıyla hissedilmiştir. Nitekim, 1923’te Cumhuriyetin
ilanından sonra, Atatürk’ün başlattığı inkılaplar ve bunların
paralelinde girişilen reformların kitlelere yaygınlaştırılıp mal
edilmesinde, hayli sıkıntılar çekilmiştir.

_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:45 pm

SON CENTİLMEN SAVAŞ



Çanakkale Savaşları
yüzyılın son centilmen savaşları olarak değerlendirilir. Bu
değerlendirme savaş ahlâkı ve kuralları açısından bakıldığında sonuna
kadar doğrudur. Birinci Dünya Savaşı'nın diğer cephelerine ve bundan
sonra günümüze kadar yapılan savaşlara bakıldığında neden bu savaşların
"centilmence" yapıldığı anlaşılabilmektedir.


Çanakkale
Cephesi'ne çıkarma yapan müttefik askerleri karşılarında yamyam ve
barbar Türkleri bekliyorlardı. 25 Nisan gününden başlayarak kanlı
savaşların yaşandığı bu cephede kısa sürede başarı sağlanamayınca
Müttefik Kuvvetleri sekiz buçukay sürecek maceralarına başlamışlardı.
Her geçen gün Türklerle Müttefik askerleri arasındaki ilişkiler
artıyor, birbirlerini tanımaya başlıyorlardı...



Her iki taraf
askerleri de zafer için bulundukları bu topraklarda, karşılarındaki
askerlerin de kendileri gibi insan olduğunu, öldüklerini, ölürken acı
çektiklerini, kan döktüklerini ve kısacası farksız olduklarını
anlıyorlardı.


Başlangıçta
Müttefik askerleri için, Türklere esir düşmek korkulu rüya idi. Esir
düşerlerse Türklerin onlara neler yapabileceklerini hayal bile
edemiyorlardı. Zaman geçtikçe yaşanan olaylar bu düşünceleri siliyordu.
Yaralı müttefik askerlerine Türklerin gösterdiği ilgi, esirlere yapılan
iyi muamele ve Türklerin dürüst savaşçılar olması müttefik askerlerinin
bu düşüncelerini tamamen değiştirmişti.


Gazeteci
C.E.W.Bean, 10 Kasım 1915'te defterine "Türkler: Yaşamın Güzel Yanları"
başlığıyla, siperlerdeki bu ilginç durumu şöyle anlatıyor. :




_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:45 pm

"Son zamanlarda
Türklerle iyi iletişim kuruyorduk. Siperlerine, Mısır'daki Türk savaş
esirlerinden gelen ve çok iyi bakıldıklarını anlatan mektuplarıyla,
sağlıklı ve mutlu olduklarını gösteren fotoğraflarını atmıştık. (Gerçi
bizim askerler bunu yapmamızı pek istemiyor ama...) Her neyse, karşıdan
şu yanıtı aldık: "Sadaka ile yaşayan bir adam, domuzun, lanetin
tekidir. Karnımız tok olduğu gibi yedek yiyeceğimiz de bol. Ellerimizde
tüfeklerle hazırız. İngilizlerin çok silah ve cephanesi olabilir.
Ancak, bizim de süngülerimiz ve inancımız var. Eğer iddia ettiğiniz
gibi büyük bir millet iseniz, neden üstün ilkeler doğrultusunda hareket
etmiyorsunuz da, başkalarının aklını çelerek sadakatlerini bozmaya
çalışıp alçalıyorsunuz?...


Çok asilce bir
cevap! Bu tür çabaları yoğunlaştırıp, Türklerin teslim olmalarını
sağlayabiliriz sanıyordum. Kaldı ki onlar da -ya da Almanlar-, benzer
yöntemleri bizim üzerimizde denemişlerdi."


"Üç hafta kadar
önce, Türklerin üç günlük bir bayramı vardı. Bizim siperlere, üzerine
silinmez kalemle ve aceleyle şunlar yazılı iki paket sigara attılar:
Prenez, fumez avec plaisir notre heureux énnemis. (Alın, afiyetle için
mutlu düşmanlarımız)


Karşılığında biz de
onlara, konserve sığır eti yolladık. Paketi, üzerinde "Bully beef non"
(sığır bifteği istemeyiz) mesajı yazılı olarak geri yolladılar."


Avustralyalı bir
albay ise, Ekim ayı sonunda ülkesine yolladığı mektupta, "Siperlerdeki
Yaşam ve Türkler" başlığı altında durumu şöyle dile getiriyor:


"Türkler çok dürüst
savaşçılar. Kahramanlık ve cesaretleri tartışılmaz. İşkence, zulüm ve
dumdum kurşunu konusundaki tüm iddialar yalandır. Geçen gün,
yanlışlıkla atılan bir şarapnel ile Kızılhaç katırlarından birisini
öldürdüler. Anında özür dilediler. Daha önce de yaralılarımızla
ilgilendiler. Onları, kıyıya bırakıp bize haber verdiler. Burada
hiçbirimizin, Türklere karşı büyük bir düşmanlık beslediğini
sanmıyorum..."


Öte yandan,
Çanakkale Cephesinde Müttefiklerin en çekindiği şeylerden bir,
Türklerin zehirli gaz kullanma olasılığıydı. Genel olarak yüksek
noktaları tuttukları için ve rüzgar da uygun estiği zaman, zehirli gaz
kullanılması çok büyük can kaybına yol açabilirdi. Almanların elinde bu
gazdan bulunduğu biliniyordu. Batı Cephesi'nde, Fransa'da
kullanmışlardı da...Özellikle İngilizlerin, zehirli gaz kullanımından
endişe ettiği ve askerlere gaz maskesi dağıtıp, olası bir tehlikede
neler yapılması gerektiği konusunda özel eğitim verdiklerini
öğreniyoruz.




_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:45 pm

Ancak Türk subay ve
komutanları, Almanların isteğine ve önerisine karşılık bu yöntemi,
"mertçe ve adil" bulmayıp, savaş kurallarına da aykırı olacağı
gerekçesiyle onaylamamış ve zehirli gazı, savaşın son gününe kadar
kullanmamışlardır.


Çanakkale
Cephesi'nde zehirli gaz kullanıldığına ilişkin haberlerin asılsız
olduğu ve endişeye gerek bulunmadığı, Avustralya ve Yeni Zelanda
basınında sık sık dile getirilmiştir. Örneğin, Wellington'da çıkan
"Otago Times" Gazetesi, 1 kasım 1915 günü, "Savaşçı olarak Türk"
başlıklı bir yazı yayınlamıştır. Yazıda aynen şunlar yer almaktadır:


"...Hastaneye ateş
edilmiyor, zehirli gaz kullanılmıyor. Triumph (savaş gemisi) isabet
alıp batmaya başlayınca, tekrar ateş edilmiyor. Türk, ikili oynamıyor.
Bunun aksini iddia edenler Gelibolu'ya değil, en çok Mısır'a kadar
gelenlerdir.


The Age adlı
Avustralya gazetesi, 11 Aralık 1915'te, gene Türklerin zehirli gaz
kullanması sorununu ele almış ve "gaz bombası saldırısından
korkulmuyor" başlığı altında yayınlanan yorum yazısında, cepheden gelen
raporlara dayanarak konuyu şöyle değerlendirmiştir.


"...Şu ana kadar bu
cephede Türklerin savaş yöntemlerinin hakça olduğunu kabul etmek
dürüstlük gereğidir. Türklerle Avustralyalılar arasındaki savaş
mertçeydi ve sonuna kadar öyle olacağını umuyoruz. Bu savaştan önce
Türk'ü hor görüyorduk. Artık öyle bir şey söz konusu değil. O'nu
yendiğimizde -ki o gün uzak değildir- hepimiz onları Almanların
etkisine girmekle birlikte, ahlâksızca savaş yöntemleri kullanacak
kadar tötonikleşmemiş (Almanlaşmamış) olarak hatırlamak istiyoruz."


Maskeli İngiliz Askerleri














































Türklerin
zehirli gaz kullanmama nedenlerinden biri de yüksek noktaları tutuyor
olmalarıydı. Özellikle Arıburnu'nda yukarıdan aşağı doğru atılacak gaz
bombası denizden esen rüzgarla yukarılara çıkabilir ve Türk askerlerini
de etkileyebilirdi. Hatta Çanakkale'nin meşhur rüzgarı, zehirli gazı
yarımadanın hesaplanamayan bölgelerine sürükleyebilirdi.


Ayrıca Türklerin elinde gaz maskesi de bulunmuyordu. Herhangi bir gaz kullanımında gaz maskeleri olmadan dayanmak olanaksızdı.

Bu arada Türklerin
elinde zehirli gaz bulunup bulunmadığı da araştırma konusudur. Gerçi
olsaydı da bu gazın sonuç itibariyle kullanılmayacağı açıktır.
Böylelikle Müttefik askerlerinin Türklere olan güvenleri boşa çıkmamış,
"Türkler zehirli gaz kullanmaz, onlar dürüst savaşçıdırlar" diyerek gaz
maskesi takmayarak bu güveni sürdürmüşlerdir.


Görüldüğü gibi savaşın
her türlü çirkinliğine rağmen, savaşın içinde bile böylesi bir imaj
yaratmak, Çanakkale Savaşları'nı yüzyılın, hatta yarınların son
centilmen savaşı haline getirmiştir...

_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:46 pm


Arıburnu, Conkbayırı ve
Anafartalar'da yaptığı başarılı savunma savaşlarıyla savaşın kaderini
değiştiren komutan Kur. Alb. Mustafa Kemal Çanakkale'de Siperde (1915)


Çanakkale'de savaşan komutanlardan bir grup:Önde oturanlar (sağdan);
Hulusi ve Nazmi Beyler, Ayaktakiler (sağdan); 3. Kor. K. Esat (Bülkat)
Paşa, Anafartalar Grubu K. Kur. Alb. M. Kemal Bey, Rüştü Bey.
Arkadakiler (sağdan); Güney Bölge K.lığı danışmanı Kur. Alb.
Kannengiesser Bey, soldan bozyakalı Wilmer Bey, daha geride Kor. Kur.
Bşk. Yb. Fahrettin (Org. Altay) Bey, kalpaklı şahıs Kur. Kemal (ohri)
Bey, yüzünün yarısı görülen Grup. Kur. Bşk. İzzettin (Org. Çalışlar) Bey


Çanakkale'deki Türk birliklerinden 3. Kolordu ve Kuzey Grubunun
komutanı Tuğg. Esat (Bülkat) Paşa Gelibolu Yarımadası'ndaki
karargahında (1915)



Başkomutan Vekili Enver Paşa komutanlarla Çanakkale'de denetlemede (1914 sonraları)



Çanakkale cephesini yöneten 5. Ordu karargah subahları: Ayaktakiler
(sağdan); İkinci Ordu Kur. Bşk. İsmet (İnönü) Bey, Yaver Ütğm. Asım
Bey, Liman von Sanders'in yaveri süvari Bnb. Perike, 5. Ordu Kur. Bşk.
Alb. Kazım Bey, 1. Ordu Kur. Bşk. Alb. Şükrü Bey, 2. Ordu Sıhhiye Bşk.
Dr. Refik Münir Bey, Oturanlar (sağdan); Bahriye Nezareti Kur. Bşk. Yb.
Rauf (Orbay) Bey, Güney Grubu K. Tuğg. Vehip Paşa, 5. Ordu K. Müşir
(Mareşal) Liman von Sanders, Çanakkale Kor. K. Tuğg. Esat Paşa, Sıhhiye
Dairesi Bşk. Tuğg. Dr. Süleyman Numan Paşa, İstanbul Merkez K. Tuğg.
Cevat Paşa



General Hamilton (İng.) ve General Gouraund (Fr.) durum değerlendirmesi
yaparlarken (1915). Fransız general ülkesine Çanakkale'de bir kolunu
kaybederek dönecektir



Alman ve Türk Paşalar Gelibolu Yarımadası'ndaki tabyaları denetliyor (1915)



Deniz savaşlarının komutanları General Hamilton ve Amiral De Robeck




18 Mart 1915 Çanakkale deniz savaşlarında 215 okkalık (275 kg) top
mermisini sırtında taşıyan er Edremit-Havranlı Mehmet oğlu Seyit





Anafartalar Grup Komutanı M. Kemal muharebe arkadaşlarıyla (1915).
Soldan; Kur. Bşk. Yb. İzzettin (Org. Çalışlar), arkasında Kur. Yzb.
Tevfik (Kur. Alb. Bıyıklıoğlu), Grup K. Kur. Alb. M. Kemal, Dr.
Hüseyin, Süvari Yzb. Pertev, Kur. Yb. Neşet (Bora), Süvari Ütğm. Saim
(Korg. Önhon), Yzb. Hamit, Ütğm. Zeki (Org. Doğan)


14 Ekim 1915 günü Mustafa Kemal'in milletvekillerine savaş alanında bilgi verdiği geziden bir başka görünüş



Kaiser Wilhelm II'nin Sultan Reşad'ı ziyareti. Kaiser'in solundaki Enver Paşa.



Çanakkale Boğazı'nın Anadolu yakasında Fransız mezarlığı. Fransız
birliklerine ilk çıkarma alanı olarak boğazın Anadolu yakası
gösterilmişti



Mayıs 1915'te yapılan anlaşma gereğince çarpışmalarda ölen askerlerin
gömülmesine başlanmıştır. İngiliz, Anzak, Fransız ölülerinden 11.000'i
resimde görüldüğü gibi özenli mezarlıklara gömülmüş, önce ölen 30.000
asker ise Türk şehitlerle beraber toprağa karışmıştır.



İngiliz zırhlısı ateş halinde


Majestik zırhlısı batarken (27 mayıs 1915)


29 Nisan 1915'te Anzak'ları takviye için W kumsalına çıkarma yapan İngiliz birlikleri.



"Nile" gemisi ile çıkarma sahasına getirilen İngiliz askerleri




Swiftsure, Helles Burnu önlerinden Türk Mevzilerini bombalarken



Çanakkale'de kullanılan Torpil Toplarından biri.



Türk askerleri siperde



Arıburnu'nda Türk askerleri siperde





_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:47 pm

NUSRET MAYIN GEMİSİ VE 18 MART ZAFERİ

Çanakkale savaşları deyince akla ilk gelen ve bu savaşların simgesi
olan kahraman Nusret Mayın gemisidir. 18 Mart Deniz Savaşı'nda Müttefik
Donanmasını dağıtan, Müttefik Komutanlarını şaşkınlığa uğratan, Türk
askerine moral, Türk Milleti'ne sevinç kaynağı olan 26 mayınla bir
yazgının değişmesine sebep olan bir kahramanlık hikayesidir Nusret
Mayın Gemisi...


Teoman Erbay arşivinden Nusret Mayın Gemisi

Nusret
Mayın Gemisi'nin başarısı o kadar büyümüştür ki destansı özellikler
katılarak menkıbe kitaplarında baş köşeyi almıştır. Çoğu kaynakta "17
Mart'ı, 18 Mart'a bağlayan gece" diye başlar Nusret'in serüveni. Bu
verilen tarih doğru olmamakla birlikte, olayın dramatik yanını
artırması açısından kullanılmıştır. Nusret'in kahramanlık hikayesi çok
önceden başlar; Nusret Mayın Gemisi Boğaz sularına 3 Eylül 1914'te
geldi...

Almanya'da özel olarak inşa edilmiş bu tekne, dar alanlarda kolayca
manevra yapabiliyor ve az su çektiğinden mayın alanları üzerinde
güvenle dolaşabiliyordu.

Nusret Mayın Gemisi'nin künye bilgileri şöyledir :

Tipi Mayın Gemisi
İnşa Yeri Almanya
Tonajı 360T
Hizmete Girişi 1912
Boyu 40 m
Eni 7,4 m
Çektiği su 2 m
Silahları 1 adet 7,5/40 Top, 2 Adet 4,7 Top, 2 mk. 5b.
Sürat 15 mil
Hizmet Dışı 16.06.1957


Müttefik donanmasının boğazlardaki tabyaları bombalamaya başlamaları
(Şubat 1915) ile birlikte Mart ayına kadar geçen süre içinde, dünyanın
en büyük donanması boğaz önünde toplanıyor, keşif uçuşlarıyla mayın
alanları belirleniyor, mayın araştırma ve keşif gemileri boğazın
içlerine kadar girip mayınları temizliyorlardı. Nusret'in mayınlarını
döktüğü Karanlık Liman önündeki mayın hatları ise tamamen temizlenmişti.

Uzun süreli bu temizlik çalışmalarının ardından Müttefik donanmasının
boğazı geçme girişiminde bulunacağı kesinde. Bunun üzerine Müstahkem
Mevkii komutanlığı daha önceden düşündüğü gibi, bir Alman subayının da
teklifiyle elde kalan son 26 Mayını Karanlık Liman'a dökme kararı aldı.

Bu olayın içinde yaşayan Müstahkem Mevkii Kurmay Başkanı Selahattin Adil anılarında şöyle yazmaktadır :
"Düşman kesin saldırısının birkaç gün içinde yapılacağı belli oluyordu.
Deniz işlerine bakan ve izleyen tecrübeli, sevimli, uysal bir ihtiyar
olan Alman Amirali Menter Paşa'nın teklifine uyularak, geride kalan
yedek mayınların atılmasına karar verilmiş ve 30 kadar mayın Nusret
gemisinde hazırlanmıştı."

Böylece Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa'nın da
görevlendirilmesiyle, Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey komutasındaki Nusret
Mayın gemisi 7/8 Mart gece yarısından az sonra göreve çıkıyordu.
Müstahkem Mevkii Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Hafız Nazmi (Akpınar)
Bey'de Nusret Mayın Gemisi'ndeydi.

7/8 Mart gece yarısından az sonra sisli bir havada Çanakkale'den
ayrılan Nusret Mayın Gemisi bütün ışıklarını söndürmüş, kıvılcım
atmasın diye ocaklarını bastırmışlardır. Daha önceden dökülmüş olan
mayınların arasından, Nazmi Bey'in kılavuzluğunda geçerek karanlık
Liman'a doğru ilerlemeyi sürdürürler. Kıyıya paralel olarak 100'er
metre aralıklarla ve suyun 4,5 metre altında 26 mayın da sessizlik
içinde dökülür. Görev tamamlandığında yine aynı sessizlik ve dikkatle
geriye dönen Nusret Mayın Gemisi, bir savaşın kaderini değiştirecek 26
Mayınlık imzasını bırakmıştır geride.

Ertesi günlerde, Müttefikler tarafından yeni keşif uçuşları ve mayın
taramaları yapılmıştır. Her nasılsa bu 26 sürpriz mayın kendilerini
saklamayı başarmıştır. Hatta Karanlık Koy'da mayın bulunmadığına dair
rapor veren İngiliz Pilot, bu sürpriz mayınların başarısından bir gün
sonra kurşuna dizilmiştir.

18 Mart günü yaşananlar Türk tarihinde gerçek bir zaferdir. Bu zaferde
Nusret Mayın Gemisi'nin başarısı tartışılmazdır. Winston Churchill
1930'da ""Revue de Paris" dergisinde bu olayı şöyle yorumluyordu.
"Birinci Dünya Harbi'nde bu kadar insanın ölmesine harbin ağır
masraflara mal olmasına, denizlerde 5,000 tane ticaret ve savaş
gemisinin batmasına başlıca neden, Türkler tarafından bir gece önce
atılan ve incecik bir çelik halat ucunda sallanan 26 adet mayındır."

Görüldüğü gibi Nusret Mayın Gemisi ve 18 Mart Zaferi bütünleşmiş ve bu zaferle birlikte anılan bir destana dönüşmüştür.
Nusret Mayın Gemisi 2000 yılı itibariyle hala Mersin'de bulunmakta,
batmaması için vakıflar ve gönüllüler yardımı ile içindeki su
boşaltılmaktadır. Belki Yavuz ve Midilli gibi jilet olmayacaktır, ama
bu kaderi paylaşmamak için yardıma ihtiyacı vardır...


_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:48 pm

Müttefiklerimiz:

Amiral Sir John De Robeck (1862-1928)
John de Robeck Ocak 1915'te Akdeniz Seferi Kuvvetler Komutanı Carden'in
yardımcısı olarak atandı. O zamana kadar çeşitli görevlerde bulunmuş
tecrübesiz bir subaydı, ancak Şubat 1915'te Çanakkale dışındaki
tabyaların bombalanmasında başarıya ulaştı.


Amiral Carden'in sağlığının bozulması sebebiyle 17 Mart 1915 günü onun
yerine geçti. Ertesi gün 18 Mart Müttefik saldırısına kumanda etti ve
büyük bir yenilgiye uğradı...
Daha sonra yapılan kara harekatlarına deniz desteği sağladı ve ilk
çıkarmalara kumada etti. 1916'da Müttefik yenilgisinden sonra De
Robeck, İngiltere'de 3. Savaş Filosu komutanı olarak görevine devam
etti. 1928 yılında öldü...




David George Lloyd (1836-1945)




İngiliz devlet adamı
olan David Lloyd George, 1836 yılında İngiltere'nin Manchester kentinde
doğdu. Hukuk öğrenimi gördü. 1890 yılında Liberal Parti'den
milletvekili seçildi. 1905-1908 yılları arasında Campbell Bannerman
Kabinesi'nde Ticaret ve Maliye Bakanlığı yaptı. 1916 yılında
başbakanlığa getirildi ve 1922'ye kadar bu görevde kaldı. Birinci Dünya
Savaşı'nda müttefik harekatını Balkanlara ve Ortadoğu'ya kaydırmağa
çalıştı. Yunanlıların Ege'ye asker çıkarmasını destekledi. Türk
Kurtuluş Savaşı'nın başarıya ulaşmasıyla siyasi çıkmaza giren Lloyd
George, Sinn Fenierler'in bağımsız bir İrlanda Devleti kurma
isteklerini onaylamak zorunda kalınca Muhafazakarların sert tepkisiyle
karşılaştı ve görevinden ayrıldı. 1945 yılında Llaynstumwy
Caernarvonshire'de öldü...




Franz Ferdinand - Erzherzog von Österreich - Erste
(?-1914) Avusturya Arşidükü


Fransis
Ferdinand, İmparator Fransis Joseph'in erkek kardeşi olan Arşidük
Charles Lous'in en büyük oğlu olarak dünyaya geldi. 1889 yılında
veliaht Arşidük Rudolf ölünce, Franz Ferdinand imparatorluğun varisi
oldu.


Franz Ferdinand, Almanya yanlısı dış politikalar yerine, Avusturya'nın
Rusya ile ilişkilerini canlandırması gerektiği, fikrini savundu.
İçişlerinde ise, tahtın özellikle, Macaristan'da baş gösteren isyanlara
karşı kuvvetlendirilmesi gerektiğine inanıyordu. İmparator Franz Joseph
üzerinde etkisini giderek artıyor ve ona azınlıklara karşı kendi
hükümdarlığını koruması konusunda baskı yapıyordu. 1906 yılından
itibaren imparator üzerindeki etkisini daha da arttırdı ve 1913 yılında
Ordu Başmüfettişliğine atandı.


Temmuz 1914'te eşi ile birlikte resmi bir ziyaret için gittiği
Saraybosna'da bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürüldü. Franz
Ferdinand'ın suikastından bir ay sonra Avusturya Sırbistan'a savaş ilan
etti ve Birinci Dünya Savaşı başlamış oldu...





Horatio Herbert Kitchener (1850-1916)
Hartum
ve Aspell kontu, İngiliz feldmareşali. Protestan bir ailenin çocuğuydu.
Özel öğrenim gördü. Wowlwich Krallık Askeri Akademisi'ni bitirdi.
Fransız Alman savaşlarında, Fransızlar safında gönüllü olarak savaştı.
Ocak 1871'de devlet memuru olarak çalışmağa başladı. 1874-1882 arasında
Filistin, Anadolu ve Kıbrıs'ta gizli serviste çalıştı. 1883 başlarında
Kahire'de bir Mısır süvari birliğinde görevlendirildi. Nil'de general
C. G. Gordon'u kurtarmak için yapılan operasyona katıldı. Harekatın
başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Zanzibar'a gitti. Kızıldeniz
kıyısındaki Suakin'de genel vali olarak bulundu. Başbakan Lord
Salisbury'in tavsiyesi üzerine Mısır ordusu başkumandanı oldu.


Kitchener hiç evlenmedi, sadece görevini düşündü. Kitchener ve
arkadaşları 1896 da savaşı başlattılar; 2 Eylül 1898'de Omdurman'dan
Araplara karşı geniş bir katliam düzenlediler. Vahşetin zaferi
İngiltere'yi heyecana boğdu. Kitchener'e 1898 kasımında soyluluk
unvanı, 1899 haziranında parlamentonun teşekkürleriyle büyük bir para
verildi. Kitchener'in bir başka başarısı da, Faşoda'da (Kodok) bulunan
bir Fransız birliğinin Sudan'ın bazı kısımları üstünde hak iddia
etmesiyle ortaya çıkan durumu ustalıkla çözümlemesi oldu. Kitchener
Sudan'da bir yıl genel vali olarak kaldı. Bu arada Güney Afrika'da
savaş çıkmıştı. Kitchener kötüye giden durumu düzeltmek üzere 1899
aralığında Lord Roberts ile Güney Afrika'ya gönderildi, orada
Roberts'in yerine başkumandan oldu, aşağı yukarı iki yıl süren gerilla
direnişini vahşi metotlarla kırdı. Tarlalar ateşe verildi, kadınlar ve
çocuklar salgın hastalıkların kol gezdiği toplama kamplarına kapatıldı.
Sonunda Boerler dize geldi.


Kitchener, 1902 temmuzunda İngiltere'ye dönünce şeref madalyaları aldı,
ayrıca vikontluğa yükseltildi. Savaş bakanlığında çalışmayı kabul
etmeyince başkumandan olarak Hindistan'a gönderildi. Burada orduyu bir
içi isyanı bastıracak şekilde değil de dışarıdan gelecek bir saldırıyı
karşılayacak şekilde yeniden teşkilatlandırdı. Fakat Hindistan
ordusunda böylece ortaya çıkan çift kumandan düzeni yüzünden genel vali
ile arası açıldı. Kitchener askeri konularda genel valinin değil
başkumandanın daha yüksek yetkiye sahip olması gerektiği görüşünü
savundu. İngiliz kabinesinin Kitchener'i tutması üzerine genel vali
istifa etti. 1909 eylülüne kadar orada kalan Kitchener aynı yıl savunma
siyaseti konusunda tavsiyelerde bulunmak üzere Avustralya ve Yeni
Zelanda'ya gitti.

Hayatının en
büyük hayal kırıklığı belki de Asquith'in liberal hükümetinin kendisini
Hindistan genel valisi yapmaya yanaşmaması oldu, fakat mısır valiliği
teklif edilince teselli buldu. 1911-1914 arasında Kahire'de bulundu,
Mısır ve Sudan'ı yönetti. Kitchener 1914 Temmuzunda başbakan Asquith'in
verdiği bir görevi hiç istemeyerek kabul etti. Buna göre mareşal olarak
kabineye girecek ve tarafsız bir savaş bakanı olacaktı. Kitchener
İngiliz ordusunu küçük buluyor, savaşın üç haftada biteceğine inanan
meslektaşlarına 'savaş en az üç yıl sürecek' diyordu. Kitchener'a göre
İngiltere'nin savaşı kazanabilmesi için daha bir milyon kişilik bir
ordu gerekirdi. Kitchener savaşın ilk aylarında tam bir önderdi, halkın
zafer tutkusunu temsil ediyordu. Yeni birlikler kurdu bu birliklere
bazı ayrıcalıklar tanıdı ve ülke sanayiinin savaş sanayisine
dönüşmesini sağladı.


Kitchener'ın hatası grup çalışmasını ve yetkilerini paylaşmayı hiç
sevmemesiydi. Sürekli olarak birbirine karşıt baskılar altında
kalıyordu ve bu durumda yerinde ve etkili kararlar vermesi
güçleşiyordu. Mayıs 1915'te sanayi ile ilgili yetkileri elinden alındı.
Kitchener'ın Kasımda tahliye için tavsiyelerde bulunmak üzere
Gelibolu'ya gitmek istemesi bütün iş arkadaşlarına rahat bir nefes
aldırdı. Yokluğu sırasında strateji konusundaki bütün yetkileri elinden
alındı. Kitchener'ı istifa etmekten alıkoyan yalnızca görev aşkı oldu.
Halkın kabineye güvenini sarsmamak, kabinenin düşmemesine çalışmak
zorundaydı. Halkın hayranlığı ile kabinedeki arkadaşlarının ilgisizliği
arasında bocaladı ve bu durum onu bunalıma sürükledi.


1915 sonlarında Kitchener kura ile askere almanın sırası geldiğine
inanmıştı, ama Asquith, siyasi açıdan bunun henüz imkansız olduğu
görüşünü savunuyordu, Kitchener bu durumda susmak zorunda kaldı.
Haziran 1916'da bir görevle Rusya'ya gitti. 5 Haziran 1916'da Hampshire
kruvazörü Orkney adası açıklarında bir Alman mayınına çarparak battı.
Kitchener boğularak öldü...








Ian Hamilton (1853-1947)


Asker bir
babanın oğlu olan Ian Standish Monteith Hamilton 16 Ocak 1853’te
Hamilton, 1853'te Yunanistan’a bağlı Korfu Adası'nda doğdu. Gordon
İskoç Alayı'nda görev yapan babası Hint birliklerinden oluşan alayın
komutanlığına atanınca aile Hindistan'a gitti. Fakat Hamilton
çocukluğunun büyük kısmını Argyllshire'da geçirdi. Cheam ve
Wellington'da tahsilini tamamladıktan sonra asker olmaya karar verdi.
Hamilton, askeri eğitimini tamamladıktan sonra orduya katıldı. Altı ay
süreyle Hanoverli sürgün bir generalin Dresden'deki eğitimine
katıldıktan sonra, Hindistan'a gitti (1872 - 1879). Güney Afrika
(1881), Mısır (1884-1885) ve yeniden Güney Afrika'daki İngiliz
birliklerinde (1899-1902) çeşitli görevler aldı. Güney Afrika
Savaşı'nda gösterdiği başarılardan dolayı Hamilton'a korgeneral rütbesi
verildi.


Daha sonra İngiltere'ye dönen Hamilton önce Lord Kitehener'ın Kurmay
başkanlığı sonra da Saray Süvarileri Muhafız Alay Karargah komutanlığı
görevine getirildi. 1904 Rus-Japon Savaşı sırasında gözlemci olarak
Japonya'ya gönderilen Hamilton, savaş sonrasında hatıralarını
yayınladı. 1910 yılında ise Akdeniz Orduları başkomutanlığına atandı.
1915'de Çanakkale'de Fransız ve İngiliz Kara Kuvvetleri
başkumandanlığına tayin edildi.



13 Mart'ta,
Anadolu kıyılarına kara kuvvetleri çıkarma göreviyle Londra'dan hareket
etti. 16 Mart'ta Mondros'a geldiğinde emrindeki sefer kuvveti 17.000'i
Fransız 75.056 asker, 132'si Fransızlara ait 140 top ve 8 uçaktan
oluşuyordu. İan Hamilton'ın emriyle, Boğaz'ı geçmek isteyen Müttefik
donanma Çanakkale'de başarısızlığa uğrayınca Gelibolu'ya asker çıkarma
kararı alındı. Ancak çıkarma 25 Nisan’da bu karardan bir ay sonra
gerçekleştirilebilmişti. Ne varki bu girişim de başarısızlıkla
sonuçlanınca ağır eleştirilere hedef olan Hamilton, görevden alınarak
İngiltere'ye çağrıldı (Ekim 1915). Bundan sonraki askerlik yaşamında
geri hizmetlerde görev yapan İan Hamilton 1947 yılında Londra'da öldü.



_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:48 pm



YAPITLARI:


A Staff Ofıcer’s Scrap Book,1905-1907, (“Bir Kurmay Subayının Güncesi”)
; Compulsory Service, 1910, (“Zorunlu Hizmet’); Gallipoli Diary,1920
(GeliboIu Günlüğü”); When 1 Was a Boy, 1934, (“Çocukluğumda”); Jean,
1942; Listening for the Drums, 1944, (“Trampetleri Dinlerken”)


Konstantin (1868-1923)




1913-1917 ve 1920-1922
yıllarında kesintili olarak hüküm süren Yunan Kralıdır. Almanya
İmparatoru II. Wilhelm'in kız kardeşi Sophia von Hohenzollern ile
evlendi. Birinci Dünya Savaşı'nda Almanlarla olan dostluğu, onu,
1917'de, oğlu Alexandros lehine tahttan vazgeçmeğe zorladı ama
Alexandros ölünce 1920'de tekrar tahta çıktı.


Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'ya asker çıkararak, Türkiye'yi
işgal etmek istedi ve kendisini başkomutan ilan etti. Fakat
Yunanlıların yenilgisinden sonra yine tahttan indirildi ve krallığı
büyük oğlu Yorgos'a bıraktı. Bir yıl sonra da öldü. Başbakanlığa
getirdiği Venizelos'un tüm isteklerini kabul ettiği için yeteneksiz bir
kral olarak Yunan tarihine geçti...












Roger John Brownlow Keyes
Zeebrugge
ve Douvres I. Baronu ve İngiliz amiralidir. 1914 Ağustosunda Helgoland
muharebesine katıldı. 1915'te Çanakkale'de amiral Robeck'in kurmay
başkanı oldu. Douvres'da karakol gemileri kumandanı iken 23 Haziran
1918'de Zeebrugge ve Ostende limanlarını tıkamak amacıyla düzenlenen
bir akımı cesaretle yönetti. Tümamiral rütbesiyle 1925-1928 arasında
parlamentoda çalıştı. İkinci dünya savaşında tekrar görev aldı.
Komandolara verilen düzenli harekatları yönetti...








Sir Sackwille Hamilton Carden (1857-1930)


İngiliz
amirali Carden, İrlandalı deniz albayı Andrew Carden'in oğlu olarak
1857 yılında doğdu. 1882 Mısır harbine katıldı. 1894'te Suakim
harekatında ve Doğu Sudan'da görev yaptı. 1897'de Sir Harry Rason'ın
maiyetinde Benin seferine katıldı ve 1908'de amirallik rütbesine
yükseldi. 1914'te Malta deniz kumandanlığına atanan Carden, Sir
Berkeley Milne ayrıldıktan sonra Akdeniz Filosu Başkumandanlığına
getirildi.


Çanakkale seferinin başında, 18 Mart deniz harekatının planlarını yaptı
ve başarısızlıkla sonuçlanan bu harekata kumanda etti. Hastalığı
sebebiyle bu mevkiden ayrılan Carden görevini Sir John de Robeck'e
devretti. 1916'da şövalyelik ("Sir" unvanı) ile taltif edildi ve
1917'de büyükamiralliğe terfi ettirildi...









Viscount Edward Grey (1862-1933)


Sir George Grey'in torunu olan Edward Grey
1862 yılında Northumberland'da doğdu. Siyasete Liberal Parti üyesi
olarak 1885'te atıldı. 1905-1916 yılları arasında dışişleri
bakanlığında bulundu. İngiltere ile Fransa arasındaki Entente
Cordiale'in ve Rusya'nın da katılmasıyla meydana gelen Üçlü Antlaşmanın
(İttifak-ı Müselles) kurucusu olduğu halde Almanya'nın askeri gücünden
çekinerek bu antlaşmayı işlemez hale getirdi. Bununla beraber,
İngiltere'yi Fransa ve Rusya'nın yanında savaşa girmekten alıkoyamadı
(4 Ağustos 1914). Lloyd George ile siyasi muhalefette olduğu için,
1916'da görevinden ayrıldı. 1933 yılında Fallodon'da öldü...









William Riddel Birdwood (1865-1951)


İngiliz
askeri ve feldmareşali olan Birdwood, 1865 yılında Hindistan'da doğdu,
1951 yılında Hampton Court'ta (Middlesex) öldü. Önce, Clifton College
sonra, Sandhurst'teki Royal Military College'de (Kraliyet Harp
Akademisi) okudu. Mesleğinde yavaş yavaş yükselerek, 1917'de general,
1925'te feldmareşal unvanlarını aldı.


Birdwood, Hindistan'da, Hazara (1891), Isazai (1892), Tirah (1897-98)
seferlerine, Chagra Kotal, Dargai, Samphagha savaşlarına ve Bazar
Valley'deki askeri harekatlara katıldı. Güney Afrika Savaşı (1899-1902)
sırasında, Natal'daki atlı tugaya komutanlık etti, sonra başkomutan
Lord Kitchener'in askeri katipliğini yaptı. 1908'de, Mohmand seferinde
kurmay başkan görevinde bulundu ve aynı yıl "Distinguished Service
Order" (Seçkin Hizmet Rütbesi) nişanını kazandı.


Birinci Dünya Harbi'nde, Akdeniz Seferi Kuvvetleri'nde görev aldı. Önce
Avustralya ve Yeni Zelanda Ordusu (Anzak) komutanı olan Birdwood, sonra
bütün ordunun başkomutanlığına atandı. 1915 ve 1916'da Gelibolu
yarımadasının boşaltılmasında Çanakkale ordusuna, sonra Avustralya ve
Yeni Zelanda askerlerine, arkasından da Fransa'da 5. Orduya komutanlık
yaptı.


Anzak askerlerini iyi idare etmesiyle büyük bir şöhret kazandı. Bu
kuvvetlerin kendisine besledikleri güven, batı cephesinde elde edilen
zaferin başlıca sebebi olarak adlandırıldı ve Birdwood'a, "Soul Of
Anzac" (Anzaklar'ın Ruhu) unvanını kazandırdı. Savaşın sonunda baronet
olan Birdwood, 10.000 sterlinlik bir para mükafatı da aldı...



1920'de
Hindistan kuzey ordusuna komutan olarak atandı, 1925-30 yıllarında da
bütün Hindistan ordusunun başkomutanlığını yaptı. 1938'de Anzak ve
Totnes Baronu unvanını aldı. 1921'de, Peterhouse fahri üyesi olan
Birwood, 1931-38 yılları arasında bu kolejin yöneticiliğini yaptı.
1935'te, Clifton College'in müdürü, yine aynı yıl içinde Deal Castle'in
başkanı oldu. Grand Cross ve Fransa Legion d'honneur nişanına ek
olarak, Fransız Croix de Guerre ve birçok başka yabancı nişanlarla
mükafatlandırıldı.


Kasım 1938'de, Atatürk'ün cenaze törenine İngiltere hükümetinin baş
temsilcisi olarak katıldı. Ayağı incindiği için töreni Halkevi (şimdiki
Türk Ocağı) binası balkonundan izleyen Birdwood, Atatürk'ün naşını, bir
miktar toprak getirtip üzerine basarak, Türk toprağı üzerinden
selamlamış ve böylece Çanakkale'de karşılaşmış olduğu bir kahramana son
hürmetini ifade etmişti...










Winston Churcill (1874-1965)
İngiliz devlet
adamı ve yazarı Wisnton Churchill, Oxfordshire’da, 30 Kasım 1874’te,
Lord Randolph Churchill’in oğlu olarak dünyaya geldi. 1895'te Kraliyet
Harb Okulunu bitirdi ve orduya girdi. Boerler savaşında esir düştü ve
kaçarak milli kahraman haline geldi. On ay sonra, Muhafazakar partiden
milletvekili seçildi.

1904’te Liberal Partiye girdi. 1911’de Bahriye Nazırı oldu. Başarılı
siyasi kariyeri 1916 Gelibolu yenilgisinden sonra düşüşe geçti. Sadece
donanmayla Çanakkale Boğazının geçilebileceği, ardın da rahatça
İstanbul’a ulaşılabileceği konusundaki ısrarcı tavrı, Türklerin
umulandan çok daha başarılı bir savunma yapması; müttefik ordusunun
tarihi yenilgisine yol açtı. Bu başarısızlığın mimarı olarak
nitelendirilen Churchill, İngiliz halkı karşında çok zor bir durumda
kaldı ve muhaliflerinin de zorlamasıyla görevinden ayrıldı. Ancak
1917’de Cephane Bakanlığına ve Harbiye Bakanlığına getirildi. 1924'te
tekrar Muhafazakar Partiye girdi. Maliye Bakanı oldu (1924-1929).

1939'da bir kez daha Bahriye Nazırlığına ve 1940'ta N. Chamberlain'ın
yerine Başbakanlığa getirildi. İkinci Dünya Savaşında izlediği savaş
politikası ve Roosevelt ile kurduğu iyi ilişkiler onu İngiliz tarihinin
en önemli devlet adamları arasına soktu. Gene bu dönemde Müttefik
Devletlerin Balkanlar'a kaydırmağa çalıştığı strateji konusunda
Ruslarla çalıştı. Ancak S.S.C.B.'nin burada hakim duruma geçmesinden de
çekiniyordu. Bu yüzden savaşın başından itibaren stratejik önemi büyük
olan Türkiye'yi savaşa sokmağa çalıştı...
Kahire ve Adana'da Türk yöneticileriyle bu konuda yaptığı görüşmelerde,
Türkiye'nin istediği askeri yardımı vermeğe de yanaşmadı. Savaş sonrası
Avrupa ülkelerinin birleşmesini sağlayan Kuzey Atlantik Paktı, Avrupa
Konseyi gibi kurumların oluşması için büyük çaba gösterdi. 1951
seçimlerinde tekrar iktidara geldi. 1955'te görevlerini A.Eden'e
bırakarak siyasetten çekildi.

Son yıllarını daha çok yazarak ve resim yaparak geçirdi. 1953 yılında
Nobel Edebiyat Ödülünü kazandı. 1963’te Amerikan Devleti, kendisine
onursal vatandaşlık verdi. 1965 yılında, 90 yaşında öldü ve Blenheim
Palace’a gömüldü.

Başlıca Eserleri:

Life of Lord Randolph Churchill (Lord Randolph Churchill'in hayatı, 1906);
The World Crisis (Dünyanın geçirdiği Buhran, 4 cilt 1923-1929), Marlbrough (4 cilt, 1933-1938);
War Memories (Savaş Anıları, 6 cilt, 1948-1954)

_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:49 pm

TÜRK TARAFI


Cevat Çobanlı (1870-1938)
Çanakkale
müdafaasındaki yararlığı ile meşhur bir asker olan Orgeneral Cevat
İstanbul'da doğdu. Babası Maiyeti Seniye Erkanı-ı Harbiye Reisi Müşir
Şakir Paşa'dır.


Galatasaray Lisesinde okuduktan sonra Harbiye'den Kurmay Yüzbaşı
rütbesiyle mezun oldu. Saray maiyetinde ve muhtelif memuriyetlerle
Avrupa'da görev yaptı. Hassa Ordusu'nda Fırka Komutanı ve Ferik
(Korgeneral) oldu. 1908 inkılabından sonra çabuk ilerleyenlerin
rütbeleri tasfiye edildiği zaman, o da Kaymakamlığa (Yarbaylığa)
indirildi. Erkan-ı Harbiye Mektebi Müdürü, Balkan Harbinde Şark Ordusu
Erkan-ı Harbiye Reisi, Birinci Dünya Harbinde Çanakkale Müstahkem Mevki
Komutanlığı yaptı. 5-18 Mart zaferinin kazanılmasında büyük etkisi
oldu. Bundan dolayı kendisine 18 Mart Kahramanı unvanı verildi...

Daha sonra Galiçya ve Filistin cephelerinde
görev yaptı. 7 inci Ordu Komutanı oldu. Mütarekede Malta'ya gönderildi,
oradan dönüşte Adana ve Di-yarbakır mıntıkasında Komutanlık yaptı.
Sonra Yüksek Askeri Şura Azalığına tayin edildi. Bu görevi sırasına
İstanbul'da öldü ve Erenköy'e gömüldü.





Enver Paşa (1880-1922)
1880’de
İstanbul’da sıradan bir memurun oğlu olarak dünyaya gelen İsmail Enver
için, yaşadığı dönemden bugüne kadar pek çok yorum yapılmış, her
yönüyle inceden inceye işlenmiştir. “Enver Paşa” adlı eseriyle bu
konuda inceleme yapan Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa’yı 1908-1914
arası döneme bakarak “1908’in Hürriyet Kahramanı Binbaşı Enver Bey,
işte bu kısa devrede Enver Paşa, daha doğrusu imparatorluğun tek söz
sahibi olan, genç, inançlı, muhteris, daha doğrusu hem kaderci hem de
kaderini yaratan adam olarak sahnededir.” tanımlar.


1908’de Genç Türkler İhtilali ile yıldızı parlayan Enver’in hızlı
yükselişi 1913’te Yarbayken yine aynı senenin sonlarında Albaylığa, 19
gün sonra 1 Ocak 1914’te Paşalığa yükselmesi ile başlar. Kabineye
Harbiye Nazırı olarak girer; Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir süre sonra
da Başkumandan Vekilliği yetkilerini de elinde toplar. Naciye Sultanla
evlenip, saraya, Padişaha damat oluşu da bu safhaya rastlar. Enver Paşa
kendini zirveye ulaştıran basamakları yine kendi elleriyle döşemişti.


Enver Paşa’nın vatanseverliği ve bu topraklara olan bağlılığı
gerçektir. Bunun yanısıra hayal gücünün genişliği ve gerçeklerle bu
hayallerin zaman zaman birbirine karıştığı da inkar edilemez.
Hayallerini süsleyen İran, Hindistan, Turan ve Kafkasya’ya hakim olmak
düşünceleri o günün şartlarında gerçek temeller oturmaz. Örneğin Cemal
Paşa anılarında “Hakikati söylemek gerekirse, bu birinci Kanal Seferi
yaptığımız zaman hiç kimse bu Kanalın nasıl geçileceğini bilmiyordu...”
der.


Halbuki Enver Paşa bu görevi, IV. Ordu Kumandanlığı’nı, Cemal Paşa’ya
teklif ettiğinde, Suriye’deki asayiş sağlama ve Kanal Seferini her
ikisi de inanarak imzalamışlardı. Bu sefer gerçekleştiğinde ise Kanal
Türk cesaretiyle dolmuştu.


Kanal’dan önce Sarıkamış’ta yaşananlar ise tam bir felaketti. 90.000
askerden10.000’in sağ kalabildiği, özellikle de donmaktan ve açlıktan
kurtulabildiği bu sefer, sonuçları açısından korkunçtu. Hayatında Alay
kumandanlığı dahi yapmamış olan Enver Paşa tecrübeden ziyade
gençliğinin getirdiği coşkuyla kumanda edecekti ordusunu. Amaç 1878
Berlin Antlaşması’nda kaybedilen toprakları geri almaktı ve başarılı
olacağına inanıyordu.


Enver Paşa Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa’nın hava şartları, soğuk,
karın şiddeti gibi uyarılarına kulak asmaz ve taarruz emri verir. III.
Ordunun ölüm emridir bu.



Enver Paşa Sarıkamış’ta “Hükümete” başlıklı bir vasiyet bırakır.



Hükümete


“Planım, Ruslara, hemen iki misli faik iki Kolordu ile arkalarına
düşerek ricata mecbur etmek ve bu suretle XI. Kolordu ve Süvari
Fırkasıyla takibolunan düşmanı karşılayıp, tamamıyla mahvetmekti. IX.
Ve X. Kolordu ve Süvari Fırkasını bekliyorum. Gelir de yetişirse,
düşmanı bozacağım. Fakat gelmeden düşman zayıflamış kıtaatımıza taarruz
eder ve taarruzda muvaffak olursa o vakit Ordu mahvolmuş demektir.


Şimdiye kadar asker ve zabitler hiç kusursuz harbettiler. Her manevrayı
yaptılar. Eğer Allah da yardım ederse, muvaffakiyet katidir. Eğer
muvaffak olmazsam, son neferimle beraber öleceğim. Bu halde vasiyetim:
Ben vazifemi yaptığımı sanıyorum ve öyle ölüyorum. Yaşasın dinim,
vatanım, Padişahım.

Eğer geride
kalanlarıma yardım etmek isterseniz, refikam Sultan Efendi
hazretlerinin muhassısatı kafi değildir. Kendisinin müreffehen yaşaması
için hiç olmazsa, Başkumandanlık muhassısatımın kendi muhassısatına
zammı ve ebeveynimin temini refahı ile, rahmeti ilahiyeye mazhariyetim
için birkaç hayır yapılmasını rica eder ve tealisine çalışmaktan başka
bir maksat beslemediğim din ve milletimin tealisine dua eder,
tanıyanlara selam ederim. Yaşasın Müslümanlık ve Osmanlılık ve
Osmanlıların Padişahı Sultan Mehmet Han!”



Enver



“Servet namına bir şeyim yoktur. Mamafih ne varsa, Refikam Sultan Efendi hazretlerine bırakıyorum.”



Enver



Sarıkamış felaketinden sonra orduya katılıp görev almak için Sofya’dan gelen M. Kemal ile Enver arasında şu konuşma geçer :



“Biraz sonra Enver Paşa ile karşı karşıya bulunuyorduk. Enver Paşa, zayıf düşmüş, rengi solmuş bir haldeydi. Söze ben başladım :



- Biraz yoruldunuz.

- Yok, o kadar değil.

- Ne oldu?

- Çarpıştık. O kadar...

- Şimdi vaziyet nedir?

- Çok iyidir!..



Enver’i daha fazla üzmek istemedim. Kendi işime sözü getirdim :


- Teşekkür ederim. Numarası 19 olan bir tümene beni kumandan tayin
buyurmuşsunuz. Bu tümen nerdedir. Hangi kolordu ve ordunun emrinde
bulunuyor?

- Ha, bunun için belki Genelkurmayla görüşürseniz daha kati malumat alabilirsiniz.

- Pekiyi, o halde siz daha fazla rahatsız etmeyeyim. Genelkurmayla görüşürüm...”


Enver Paşa için söylenebileceklerin başında onun duygusal ve aceleci
kişiliği bulunur. Ama şu gerçeği de belirtmek gerekir: Enver Paşa
yetkili olduğu andan itibaren kimilerini de küstürerek bir çok subayı
emekliye ayırmış ve orduya genç ve dinamik bir ruh getirmiştir. Gerek
siyasi hesaplaşmalar nedeniyle, gerekse yeniden teşkilatlanma
çalışmaları amacıyla yapılan bu işlemde yaklaşık 2000 asker ordudan
ayrılmıştı. Balkan harbinden yenik çıkmış olan Ordu, tüm
yetersizliklere karşın başarı ve inançla mücadele etmiştir. Osmanlı
Ordusu bütün bu şartlara rağmen tam 4 yıl 10 ayrı cephede aynı güçle
savaşı sürdürmüştür. Zaten bunun içindir ki yorumcular Enver Paşa’yı
Büyük Kumandan olarak değil, güçlü bir Ordu teşkilatçısı olarak
değerlendirirler.


1.Dünya Savaşı ardından, Almanya’nın yenilgisi ve Osmanlı’yı Sevr
Antlaşması’na sürükleyen çöküşün ardından Kasım 1918’de Enver Paşa
ülkeyi terk ediyordu. 1911 yılının 4 Ağustosu’na kadar yurt dışında
çalışmalarını sürdürdü. Ve son gün Orta Asya’nın Pamir eteklerinde
Çegan tepesinde vurularak öldürüldüğünde 42 yaşında yenik ve yalnız bir
adamdı...







Esat Paşa (1862-1952)
1862
yılında Yanya'da doğdu. Harbiye'yi 1890 yılında kurmay yüzbaşı olarak
bitirdi. Almanya'ya gönderildi ve orada dört yıl staj yaptı. Dönünce
Goltz Paşa'nın yardımcılığına getirildi. Osmanlı - Yunan Savaşı'nda
(1879) Yanya Kolordusu kurmay heyetinde görev aldı. Harbiye'de ders
verdi. III. Kolordu komutan yardımcısı olarak gönderildiği Selanik'te
İttihat ve Terakki'nin etkinliklerini önlemediği düşüncesiyle
İstanbul'a çağrıldı. Yıldız'da yargılandıysa da II. Meşrutiyet'in
ilanıyla affedildi. 1911 yılında Gelibolu fırkası komutanlığına
atandı...

Balkan Savaşı'na katıldı ve Yanya
Kalesi'ndeki savunmasıyla ün yaptı. Çanakkale Savaşı'nda Kuzey Grubu
komutanıydı. I.Dünya Savaşı'ndan sonra Askeri okullar ve II. Ordu
müfettişliklerinde bulundu. Salih Paşa kabinesinde kısa süre Bahriye
Nazırı olarak görev yaptı. Anılarının bir bölümü "Esat Paşa'nın
Çanakkale Anıları" adıyla 1975 yılında yayımlandı. 1952 yılında
İstanbul'da öldü...



Mehmet Reşad V (1844-1918)


1909-1918
yılları arasında hüküm süren Osmanlı padişahıdır. 2 Kasım 1844'de
İstanbul'da, Sultan Abdulmecid'in oğlu olarak doğdu. Annesi Gülcemal
Kadınefendi idi. Babasının yenilikçi düşünceleri ile yetişti. Sarayda
özel eğitim gördü. Arapça, Farsça ve İslam ilimleri öğrendi.
Mevleviliği benimsedi. Ağabeyi II. Abdülhamid'in tahta çıkmasıyla
veliaht ilan edildi. 31 Mart olayından sonra tahtan indirilen
Abdülhamid'in yerine geçti.


27 Nisan 1909'da, 65 yaşında iken padişah olan Mehmet Reşat'ın
saltanatının ilk dönaminde Doğu Anadolu'da ayaklanmalar çıktı. V.
Mehmet, olayları yatıştırmak ve siyasal birliği korumak amacıyla
Rumeli'de bir geziye çıktı. Bu sırada Arap ülkelerinde de bağımsızlık
hareketleri baş göstermeye başlamıştı. Bu karışıklıklardan yararlanan
İtalya, 1911'de Trablusgarp ve Bingazi'ye asker çıkardı. Ardından
1912'de, 12 adayı işgal etti. V. Mehmet'in savaşı önleme çabaları sonuç
vermedi. Trablusgarp savaşı olarak bilinen Osmanlı İtalyan Savaşına son
veren Uşi (Ouchy) Antlaşması ile 15 Ekim 1912'de Trablusgarp ve Bingazi
İtalya'ya bırakıldı.

V. Mehmet, 23 Ocak 1913'deki Babıali
baskınından sonra, devlet yönetimindeki tüm denetimini yitirdi. Bu
tarihten sonra devlet yönetimi tamamen Enver Paşa ve Talat Paşa'nın
eline geçti. 1909 Kanuni Esasi değişikliklerinden sonra Meşruti bir
kimlik kazanan Osmanlı Devletinde, V. Mehmet, parlamento, monarşi kurum
ve kurallarına genellikle saygılı davrandı. Bu yeni düzenin sonucu,
sorumlukları dolayısıyla da yetkisi bulunmayan simgesel bir devlet
başkanı oldu. İttihat ve Terakki Fıkrasının, özelikle 1913'den sonra,
Heyeti Mebusan ve Hükümetin en yetkili gücü haline gelmesinde V
Mehmet'in payı büyüktür. V. Mehmet Reşat, 3 Temmuz 1918 yılında
İstanbul'da öldü...


_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
Admin
SİTE KURUCUSU
 SİTE  KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 288
Doğum tarihi : 06/12/87
Yaş : 30
Nerden : uşak
İş/Hobiler : internet
Lakap : SİTE SAHİBİ
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ   Çarş. Eyl. 10, 2008 8:49 pm

Nazmi Bey (1875-1940) Nazmi
Bey 1875 yılında İstanbul, Yeniköy'de doğdu. 14 Mart 1894'te Harbiye'ye
girdi ve 19 Şubat 1896'da mezun oldu. Çanakkale Savaşı başlamadan önce
Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı Mayın Komutanıydı. 18 Ocak
1915'te Karanfil Burnu-Kepez ve Nara Burnu-Eceabat arasına döşediği
mania ağı, 8 Mart 1915'te karanlık limana döktüğü 26 mayın ve 17 Mart
gecesi Nusret Mayın gemisi ile Boğaza teşkil ettiği mayın hatları
müttefiklerin 18 Mart saldırısında Boğazı geçmesini engelledi. Ayrıca,
12-13 Mayıs gecesi İngiliz Goliath gemisini batıran muaveneti-milliye
muhbirimizin kılavuzu idi.Nazmi Bey,19 Temmuz 1915'te binbaşılığa terfi
etti. 20 Kasım 1923'te emekli oldu ve 5 Mayıs 1940'ta ölümüne kadar
İstanbul Boğazında Sivil Kılavuz Kaptanlık yaptı..






Seyit Onbaşı (1889-1939)


Seyit Onbaşı, 1889
yılının Eylül ayında Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya
geldi. Babasının adı Abdurrahman, annesinin ki Emine idi.


Seyit, 1909 yılının Nisan ayı başlarında askere alındı. 1912'de Balkan
Savaşları'na katıldı. Savaş bitiğinde terhis edilmedi ve topçu eri
olarak Çanakkale Cephesi'nde görev aldı. Çanakkale Savaşları'nda
gösterdiği kahramanlıkla adını Türk tarihine yazdırdı.


18 Mart Deniz Savaşı sırasında, Rumeli Mecidiye Tabyası'nda ayakta
kalabilen tek top vardı onun da mermi kaldıran vinci bozulmuştu. Seyit
Onbaşı büyük bir güçle 215 Okkalık mermiyi üç kez kaldırarak namlunun
ucuna sürmüş ve bu kahramanlığı ile Ocean gemisi büyük bir yara almıştı.

Seyit Onbaşı 1918 sonbaharında köyüne döndü. Sanatı olan ormancılık ve kömürcülüğe devam etti.


1934 tarihinde yürürlüğe konan soyadı yasasıyla "Çabuk" soyadını aldı.
1939 yılında akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle vefat etti...




Talat Paşa (1874-1921)

Osmanlı
devlet ve siyaset adamı, Talat Paşa 1874 yılında doğdu. İttihat ve
Terakki Fırkası önderlerindendi. 1917-18 arasında sadrazamlık yaptı.


İlköğrenimini Vize'de, ortaöğrenimini Edirne Askeri Rüştiyesi'nde
tamamladı. Edirne Posta ve Telgraf İdaresinde katip olarak çalışmaya
başladı. Genç yaşta Jön Türk hareketine ilgi duydu ve İttihat ve
Terakki Cemiyeti Edirne Şubesi'ne üye oldu. Meşveret Gazetesi ile
cemiyet bildirilerinin dağıtımını üstlendi. Bu çalışmalarından ötürü
kovuşturmaya uğrayarak 1895'te tutuklandı. 1903'te Selanik Telgraf
İdaresi başkatipliğine getirildi.


II. Meşrutiyet'in ilanı sırasında önemli görevler üstlenen Talat Bey,
1908'de İttihat ve Terakki'den Edirne Mebusu seçildi. Meclis-i
Mebusan'ın birinci reis vekili oldu. 1909'da İngiltere'ye giden
mebuslar heyetinin başkanlığını üstlendi. İttihat ve Terakki'nin en
etkili yöneticisi oldu. 1908 kongresinde seçildiği Merkez-i Umumide,
Vekil-i Umumiliğe getirildi. (1912)


Balkan Savaşları (1912-13) sırasında, bölgedeki karışıklıkları önlemek
amacıyla Doğu Anadolu'daki Ermenileri topluca göç ettirdi. Bu uygulama
nedeniyle Batı kamuoyunda "soykırım yapmak"la suçlandı ve "bir numaralı
Ermeni düşmanı" ilan edildi. Said Halim Paşa 1917'de görevinden
ayrılınca vezirlik verilerek sadrazamlığa getirildi. Gene aynı dönemde
İttihat ve Terakki Fırkası'nın Reis-i Umumiliğini üstlendi. Savaşın
Almanya ve müttefiklerinin yenilgisiyle sonuçlanacağının anlaşılması ve
Almanya'nın İtilaf Devletleri'nden ateşkes istemesi üzerine, Talat Paşa
hükümeti de istifa etti (Ekim 1918)

Yeni kurulan
Ahmed İzzet Paşa hükümeti savaşı sona erdiren Mondros Mütarekesini (30
Ekim 1918) imzalarken, İttihat ve Terakki Fırkası da 1 Kasım 1918'de
son kongresini yaptı. Talat Paşa bu kongrede yaptığı konuşmasında
savaşa nasıl girildiğini ve savaş sırasındaki gelişmeleri anlattı ve
siyasetten çekildiğini açıkladı. Daha sonra Ahmed İzzet Paşa'ya
bıraktığı mektupta, millete karşı hesap vermek üzere geri geleceğini,
gerekirse mahkemeye de çıkacağını bildirerek Almanya'ya gitti.


15 Mart 1921'de bir Ermeni tarafından Berlin'de öldürüldü ve
Berlin'deki Türk Mezarlığına gömüldü. 1943'te kemikleri İstanbul'a
getirilerek Şişli'de Hürriyet-i Ebediye tepesinde toprağa verildi.
Talat Paşa'nın Meşrutiyet ve I. Dünya Savaşı yıllarını ele alan anıları
ölümünden sonra "Talat Paşa'nın Hatıraları"(1958), "Talat Paşa'nın
Anıları" (1986, 1990) adı altında yayımlandı...



Otto Liman Von Sanders (1855-1929)

17
Şubat I855’te Stolp’da (bugün Polonya’da Slupsk) doğdu, 22 Ağustos
1929’da Münih’te öldü. 1874’te Essen muhafız birliğinde subaylığa
başladı.1911 ‘de generalliğe yükseldi.


I.Dünya Savaşı yaklaşırken, Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri liderleri
ateş hattında sağ kalabilmenin çarelerini arıyorlardı. Ordunun ıslahı
düşünülüyordu. Osmanlı ordusunda yenilik yapmak için Almanya’dan
istenen kurulun başkanı olarak 14 Aralık 1913’te İstanbul’a geldi.
Önce, Osmanlı Ağustos 1914’te I. Kolordu komutanı oldu. 1914’e kadar
Osmanlı ordusunda bazı reform çalışmaları yaptı. Almanya ile yapılan
anlaşma gereğince mareşallik rütbesine yükseltilen Sanders, Mart
1915’te de Çanakkale’de V. Ordu komutanı oldu. Bu atanma ile
Çanakkale’deki tüm idari yetkiyi eline alan von Sanders, düşmanın
çıkarma yapacağı noktaları tahminde yanıldı ve yaklaşık dokuz ay süren
bu savaşlarda komutanlık görevini sürdürdü.


1917-1918
yıllarında bu kez Filistin Cephesi’nde IV., VII. ve VIII. ordulardan
oluşan Yıldırım Orduları Grubu komutanlığına getirilen Liman Von
Sanders, İngiliz generali Allenby’nin saldırılarına karşı koyamadı.
Eylül 1918’de Filistin Cephesi yarılınca kuvvetlerini Halep’e kadar
çekti. Bundan sonra Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’nı Mustafa
Kemal yürüttü.


Mondros Mütarekesi’nden sonra bir süre İstanbul’da gözaltında tutuldu.
Alman askerlerinin geri gönderilmesi çalışmalarını üstlendi ve daha
sonra kendisi de Almanya’ya döndü. Son yıllarını anılarını yazarak
geçirdi


Sanders, Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından (30 Ekim 1918) hemen
sonra Türkiye'den ayrıldı. Sanders'in Türkiye ile ilgili iki eseri
vardır, Malta’da savaş suçlusu olarak bulunduğu süre içinde yazdığı
"Türkiye'de Beş Sene" ve "Milleti Müselleha". 1929 yılında Münih'de
öldü...













Wilhelm II (1859-1941)


Viktorya'nın
büyük kızının oğlu olarak, 1859'da Berlin'de doğdu. İyi bir öğrenim
gördü. İki sene Bon Üniversitesi'nde ekonomi, politika ve hukuk okudu.
Burayı bitirdikten sonra ordu hizmetine girdi.


I.Wilhelm'in 1888 yılında ölümü üzerine Prusya Kralı ve Almanya
İmparatoru oldu. İmparatorluğu tek başına idare etmek istiyordu. Bu
yüzden Alman İmparatorluğunu kuran Bismark'la arayı açtı ve onu
başvekillikten istifa ettirdi (1890). Bundan sonra memleketin idaresini
bir elden idare etmeye başladı. II. Wilhelm, bazı ülkelere ziyaretlerde
bulundu. Bu arada İstanbul'a da geldi. Gelişinin hatırası olarak
Sultanahmet'teki çeşmeyi yaptırdı.


İlk olarak Wilhelm, politika yüzünden ihmal edilen orduyu ele aldı ve
kısa sürede düzene soktu. Devlet adamlarının, iktisatçılarının ve
endüstricilerinin geceli gündüzlü çalışmaları sayesinde, Avrupa krizler
içinde kıvranırken, Almanya'yı gerilikten kurtardı, dünyanın en ileri
memleketi haline soktu.

Sonra bu "Savaş kralı" "İtimadım
parlamentoya değil, imparatorluğu ayakta tutan orduyadır" diye beyanat
vermekten çekinmedi. "Almanların istikbali sular üzerindedir" diyerek,
denizciliğe büyük ölçüde önem verdi. Kısa zamanda büyük bir ticaret ve
savaş filosu meydana getirtti. Avusturya veliahdının, bir Sırp
tarafından öldürülmesi üzerine, Avusturya yanında savaşa girerek,
Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasına sebep oldu. Savaşın kötü gitmesi
üzerine, halk ayaklandı, Kayser Berlin'den Hollanda'ya kaçtı (1918).
Alman İmparatorluğundan ve Prusya Krallığından istifa etti. İlk olarak
Amerongen, daha sonra Doorn'a yerleşti. 1921'de eşinin ölümünden sonra,
1922'de prenses Hermine ile evlendi. 1941 yılında öldü...


_________________


Misafir İYİ FORUMLAR


{ Forum Kuralları } { Anlık Sohbet Kuralları}


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yeni.forum.st
 
ÇaNaKKaLe SaVa$LaRı {ÇaNaKKaLe GeÇiLMeZ} RESİMLERLE O BÜYÜK ZAFERİMİZ
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» ÇANAKKALE CEPHESİ
» Transformers Gezegeni'nden Büyük Bir Hikaye:Büyük Savaş !
» BATI CEPHESİ(KURTULUŞ SAVAŞI)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Yeni Forum
 :: ULU ATAMIZ ve ÇANAKKALE :: Çanakkale
-
Buraya geçin: